Kutsal’a dokunmak günahtır…

“…Onlar Xızır Aleyhiselam’ın davarıdır. Bunlar zaten ezelden beri var. Cenabı Haq, insanı veya cini veya periyi veya hayvanatı yarattığı zamanda, bu yaban keçisi ta Kalubela’dan beri hep dışarıda, karda kalmıştır hem kış hem yaz… Onlar üşümezler… Mağarada kalıyorlar ne donuyorlar ne bir şey… Yemesi de zaten Cenabı Allah-u Tealla diyor sırdan kendisine çobanları getirir, kendisine yem verirler… Bunları öldürmek çok günahtır. Kim bunların gönüllerini kırmışsa kim bunları öldürmüşse iflah olmamıştır. Muhakkak ki sonuçta bir bela görmüştür. Çünkü biz buna da şahit olduk. Avcılık yapanlar, o dağ avcılığı yapanların hiç biri muvaffak olmadı. Hepsi de beladan bela buldular. Kimisi dağdan uçtu. Kimisini ocağı söndü. Kimisinin bilmem gözü kör oldu. Biz bunları gördük yani…” Zeynal Dede Ovacık

Kutsal, zahir ve batında, varlık alemine nüfus etmesi haq’ın emri rızasına bağlı olan, nur deryasının malıdır. Kutsal’ın değerine yahut batın alemde ki yerine dönük, Adem’in devrinden beri, zalimlerce zulüm içeren girişimler olmuştur. Gücün karanlık tarafına secde edenler için “kutsal” zayıftır, kendi yaşam kurgularında ki arz aleminin besleyici unsurdur. Bin yıllardır oluş vaktinden beri tüm süreğini, nur deryasından gelenin yok edilmesi ve haq makamından (Oly divanı) yargılanmadan geçeceği sürecin inşasına göre hazırlamıştır zalim. Bütün inanç sistemlerinin ikili yapısında karanlığın, zülmat deryasının malının temel planı “Haq divanı kurulmadan bir sonraki evreye geçiş” dir. Tufanlardan tufana dünyanın kurulu düzeninin yerle bir olduğu pek çok örneğe rağmen, kendi özü gereği kan, şiddet, adaletsizlik, haysiyetsizlik gibi pek çok özelliği temsil eden deccaliyetin yargıya, yani “haq’ın emri ve rızası”na takılmadan devri tamamlama telaşı aşikardır.

Arz aleminde, suçun kolektif suça dönüştürülerek, hırsızın arsızın birbirini ağırlamasının tecellisi olarak dünya bugün zülüm ağı ile dokunmaktadır. Herkesin suçlu olduğu ve adalet mekanizmasının suçluya göre şekillendiği bu evrenin finalinde, ruhun öldürülmesi ve maddenin daimi zaferi hedeflenmektedir…

“hakkın emri rızasında aff katiyen yoktur” Başköylü Hasan Efendi

Oysa ki kutsallar nur deryasından, haq evlatları yahut onun malları olarak arz alemine geldiklerinde görevleri, Adem evlatlarını uyarmak ve mahlukat sıfatından insan sıfatına geçişlerine yardımcı olmak olarak tanımlanmıştır. Bir yandan da sembolik değerlerle bezenmiş bazı varlıkları da kendi seyirlerinin gözlemcileri, tanıkları, yardımcıları olarak yanlarında getirmişlerdir. Misal kırmızı pullu balık, karınca, turna kuşu, aslan, bülbül, geyik, ceylan, dağ keçisi gibi hayvanların misyonu böyledir.

Alevi Bektaşi inancında geyik, ceylan ve dağ keçileri benzer anlamlar taşımakta ve kutsal kabul görmektedir. Ceylanın haq’ın cemal yüzü, aslanın celal yüzü olduğu benzetmesinden yola çıkarak Hacı Bektaşi Veli, temsili resimlerinde cemal ve celalin birlikteliğini sağlayan veli olarak öne çıkar. Pek çok derviş ve Bektaşi babasının da mürşitliklerini geyik ile sembolize ettikleri bilinir. Söz gelimi Geyikli Baba, Bektaşi erenlerinden biri olarak dervişlerini geyik sesi yahut geyiğin görsel hayali ile davet eder mekanına ve cemi cemaat oluşturur iken, Abdal Musa geyik donunda karşılar önce talibi daha sonra inancın önemli aşıklarından biri olacak olan Kaygusuz’u. Ava giderken avlanan talibin hikayesidir Kaygusuz ile Abdal Musa’nın hikayesi.
Dağ keçileri de benzer bir yaklaşımla ele alınır Dersim coğrafyasında… Her evliyanın malı olan ve küçük farklılıklarla hangisinin kime ait olduğunu anladığımız dağ keçileri için dağlar ve nehir kenarları cennetin minyatür halidir. Görüldüğü zaman şans ve uğur getirdiğine inanılan, öldürüldüğü zaman günah işlendiği düşünülen dağ keçileri cennetin malıdır. Başta Ana Fatıma olmak üzere, Düzgün Baba, Munzur Baba, Garbis Baba, Xızır, Sarık Zıvan, Derviş Cemal, Sarık Sivana, Şıxamet bawa, Sultan Bawa, Ana Buyera, Zel ve cümle evliyalarının zararsız naif kutsal emanetlerini her kim avlamış ise kısa yahut orta vadede zarar görmüş, kaza bela gelmiş, ocağı sönmüştür.

Gelir seviyesi gittikçe düşen ve kasasında ihtiraslı eylem planlarının harcamalarına yönelik neredeyse para kalmayanların, ekonomik kazanç sağlamaya dönük belirlediği yeni hedef kutsalların avlanmasıdır. Yerli halkın kültürel hafızasında yer alan, doğaya ve emanetlerine saygı ile niyaz ettiği bu değerlerin para karşılığında yok edilmesinin yakışıksız örneği, Donald Trump’ın seçimleri kazanmasından sonra ki dönemde görüldü. Oğul Eric Trump, Antalya’da Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü özel izinle çıktığı geyik avına, bir “Türk iş adamınca” seçim stresini atması için davet edildi. Finike kırsalında iki yaban keçisi avlayan Eric Trump’a tatili boyunca “koruma” tahsis edilirken kimin avcı kimin av olduğu belirsizdi.

Antalya’nın “Abdal Musa”ya bağlı bölgelerinde ki bu Geyik (yaban keçisi) avının dramatik ironisi; avcılığın para karşılığında, geyik donunda o topraklarda gezinen bir evliyanın mekanın da yapılması olarak görülebilir. Kuşkusuz “modern” akıl tarafından ilkel arkeik düşünceler olarak değerlendirilecek bu kutsallık aidiyeti, şiddet seviciliğin sermaye uzantısı olarak, av sporları kategorisinde hiçleştirilmekte ve değersizleştirilmektedir. Ben öldürdüm ve kutsalınız hiç birşey yapmadı yaklaşımı ile fütursuzluk gelişmekte, doğa ile uyumlu insan bilinci de yok edilmektedir.

Antalya Trump çıkartmasından sonra, Dersim coğrafyasının Munzur dağlarında evliyaların kutsal emanetleri de av sporları kapsamına alındı. Orman Bakanlığı’nın, nesli tükenme tehlikesi bulunan çengel boynuzlu dağ keçisine yönelik 2000 hektarlık alanı av turizmine açması (bilerek bilmeyerek) maneviyatta da sembolik emanetlerin bütününe dönük bir hamledir. 1938 döneminde katliama maruz kalan, evi barkı ocağı yıkılan Dersim coğrafyası insanının ve ebu ceddinin binyıllardan beri saygı duyarak koruduğu varlıkların yok edilmesi, doğanın ve oluşun iflası, insanın mahlukat sıfatında erişeceği son haldir. Alevi dedesi Ali Ekber Firk Dağ keçilerinin kutsallığını Dersim gazetesinde yapılan bir söyleşide şöyle dile getirmiştir; “En çok da geyik (dağ keçisi) avlama revaçta. Oysa dağ keçisi, Dersim inancında Rêya Heq/Raa Haq yani Alevilikte Xızır’ın hayvanları, davarı (Pezê Xizir) olarak kabul edilir. Bırakın zarar vermeyi aksine onlara rastlamak, onları görmek hayırlı bir durum olarak kabul edilir. Geçmişte inancın bu temel düsturunu ihlal edenlerin akıbetlerine dair ibret verici hikayeler anlatılır. Ama daha da önemlisi, Rêya Heq/Raa Haq yani Alevilikte bu hayvanları vurmak “düşkünlük” olarak kabul edilmiştir.”

Bu zulme bu meydan okumaya karşı alemi cihanda takdir, haq erenlerinin ve evliyalarındır.

“Dağ keçileri bu kadar kutsaldır. Yani bizim yöremizde dağ keçilerini avlayana kusurlu derlerdi, düşkün derlerdi, evlerine almazlardı, yüzlerini (sakallarını) tıraş etmezlerdi, merhaba demezlerdi ama şimdi eğer bu biraz avlaması, satılması bu da cehaletten geliyor, inançsızlıktan geliyor. Demek ki kötüye doğru gidiyoruz, bir karanlığa doğru gidiyoruz… Bunu yapanlar çok ayıp ediyorlar, çok ayıp ediyorlar. Hem ayıp ediyorlar hem de günah kazanıyorlar. Yani Sarık Sivan küser, Sıxamet Dede küser, Dızgun Baba küser, Mızur Baba küser, Sultan Baba küser, Gergis Baba küser, … Bu kadar evliyayı küstürmek herhalde hoş bir şey değildir, kim bunu göze alabilir? Bunu bilmeyen göze alır. Bilen biri bu kadar ziyareti göze alamaz! Onlar ermiş, hak ile hak olmuş kişilerdir. Budalayê Şıxamed, budala yani Allah’a özünü teslim etmiş bir erendir. Hiç kimse bunu göze alamaz, belki bazı cahiller alırsa da onlar bizden değildir! Ve kesinlikle ne yüzüne bakın, ne merhaba edin, nede fırsat verin!..” Ali Ekber Frik

 

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları