Kayıp kentin çocukları

Hergün geçtiğimiz sokaklarda görmeye alışık olduğumuz çocukların hikayesi bu yazdığım.

Hani şu yoldan geçerken, “abi bir sigara var mı” diyen çocukların hikayesi.

Ellerinde umutları alınmış, yerine kara leke gibi sokak çocukları diye etiketlenmiş çocukların hikayesi.

Yanlarından geçerken ürkerek, hatta yolumuzu değiştirerek geçtiğimiz gençlerin, çocukların hikayesi bu.

Kim bilir, nasıl bir acıdan kaçıp sokakları kendilerine yurt eylediler? Kim bilir, hangi sevdanın günahıydılar?

Elleri kirli, yüzleri kirli, ama kalpleri hepimizden temiz olan bu çocukların dünyasını hiç anlamadık. Anlamaya çalışmadık.

Korktuk sadece, çünkü anlatsalar dinleyecek yürek yoktu biliyorduk. Bilmemek olan vicdanimizi rahatlatacaktı. Gece sıcak evimizde uyurken aklımıza getirmeyecektik. Vicdanı susturmanın yolu bilmemekten geçiyordu ve bizler kolay olanı seçtik.

Bizi gelin sarın demiyorlardı, ama efkarın yanık halini yaşamak istiyorlardı. Bir sigara vermekten aciz kaldık kimi zaman, oysa onlar için hayat demekti. Gecenin zifiri karanlığında kendine en yakın arkadaş demekti. Yasayamadığı sevda, doyamadığı ana, başını koyup bakamadığı tavan demekti.

Bizim içinse sadece pakette duran bir zehir demekti.

Bencildik, korkaktık. Sokakları onlarla paylaşamayacak kadar ruhsuzduk.

Anlamadık, anlamaya çalışmadık.

Hepimiz vicdanimizi rahatlamak için kendimizce etiket yapıştırdık. Kimisinin adı “tinerci” oldu, kimisinin “kapkaççı”.

İçimizdeki katillerin, yalancıların, vicdansızların adlarını onlara takmak çok kolay oldu.

Yersiz yurtsuzdular biliyorduk.

Saranı yok, seveni yok, dinleyeni anlayanı yok.

Bize cesaret verdi yurtsuz halleri. Yanlarında geçerken iğrenerek baktık çoğu zaman, aşağılayarak.

Oysa birimiz tek birimiz hikayelerini merak etmedi.

Neden oradaydılar? Hangi acının eseriydiler? Neden gökyüzünü yorgan, soğuk kaldırım taşlarını yastık ilan etmişlerdi?

Bilmiyorduk…

Bilenler tahmin yürütüyordu, onlara inanıyorduk.

Kimisi “serseri işte kaçmış gelmiş buralarda yatıp kalkıyor” diyordu, kimisi “hayırsız evlat” adını vermişti onlara…

Ama kimse de çıkıp bunlar daha çocuk, pırıl pırıl gençler, geleceğimiz diyemiyordu.

Yarası yarasına denk gelen bu çocuklar birbirlerinin dilinden anlıyorlardı.

Bizler mi, bir sigarayı veremeyecek kadar korkak, bir tebessümü çok görecek kadar zavallı, yanlarından geçerken acılarını görmeyecek kadar ruhsuz varlıklar olarak kaldık.

Gülüşünüzü çok gördüğünüz bu çocuklardan bir sigarayı çok görmemenizi umut ediyorum.

Bırakın geceleri o sigara demetiyle, anasına, babasına, sevdasına, yarım kalan hayallerine sarılsınlar.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları