Kadınlar Bizi de Kurtaracak

İlkel komünal toplumun, yaşanan kuraklık, buzul çağları, iklim değişiklikler nedeniyle açlık ve kıtlığın yaygınlaşmasıyla birlikte başlayan soygun, talan ve insanları köleleştirmesi sonucu ortaya çıkan “Erkek egemen” sistem, var olduğu günden bu yana başta kadınlar olmak üzere tüm insanları ve insanlığı ezmeye devam ediyor.

Köleliğin başlamasıyla, kölelerle köle sahiplerinin ayrılması için getirilen “soy” kavramıyla birlikte, soy’un erkekten devamını sağlamak amacıyla “evlilik kurumu” oluşturuldu. Amaç, çocuğun hangi kadından olduğu açıkça belli olmasına rağmen, babanın da belirlenmesiydi. Komünal toplumda egemenlik kadındaydı ve soy kadından geçiyordu. Bunun önüne geçmek için de tek yok “evlilik kurumu” oldu!

Böylece baba belli oluyor ve soy erkek tarafından belirleniyordu.

Evlilik kurumu sadece soy’un belirlenmesini sağlamadı. Aynı zamanda kadınları da üretimden ve yaşamdan kopararak, sadece çocuk doğuran ve erkeğe bağımlı kılan yapısıyla erkeklerin kölesi durumuna getirdi.

Kadınların köleleşmesi ilk önce soylular sınıfında başladıysa da, soylu olarak adlandırılan köle sahiplerinin sadece kendi eşleri ile yetinmeyip köle kadınlara da sahip çıkmaya, tecavüz etmeye başlamasıyla kadında kölelik yavaş da olsa kölelerin içinde de yayılmaya başladı.

Köle sahibi olan toplumların içinde köleleşen kadının efendisi kocasıydı. Köle olan kadının ise iki efendisi vardı. Hem eşi hem de sahibi olan soylu!

Artık sistemin sahibi erkek olmuş, soy erkeklerce belirlenir hale gelmiş, sömürü erkekler tarafından yapılır olmuştu. Sistem artık “erkek egemen” olmuş, bin yıllar süren kadın egemenliği son bulmuştu!.

Günümüze geldiğinde kadının durumu değişmedi. Erkek egemen sistemin yapısı, sömürü, aşağılama ve ezme biçimi, değişse de sistem hem erkek egemen kaldı.

Erkek sömürü sisteminin neresinde olursa olsun kadından daha avantajlı konumdaydı. Sömüren de olsa sömürülen de olsa kendisine ait sunulmuş kölesi vardı! Kadın…

Sömürü sisteminin egemenleri, sistemlerinin devamını sağlayabilmek için kendilerine yardım ve yataklık yapacak, kendilerini koruyup kollayacak, sistemi normalmiş gibi gösterecek “devlet” denilen organı da, köleci toplumla birlikte ilkelden moderne, gittikçe karmaşıklaştırarak kurdular.

Önce kendilerini koruyacak silahlı ordu ve köleleri yönetip yönlendirecek, iş yapmalarını, durmaksızın çalışmalarını, hizmet etmelerini sağlayacak görevlileri oluşturdular. Bu yapı gittikçe geliştirildi. Köleciler arasındaki ilişkilerin kurulması, birliklerin sağlanması, adaletin oluşturulması derken ihtiyaç duyulan her kurum oluşturularak geliştirildi.

Elbette ki devletim tüm kurumları erkeklerin ellerindeydi ve kadına yer yoktu.

Devlet kurumlarında kadın Kraliçe bile olduğu zaman yine de köleydi.

Kadınlar direnişlerle, mücadelelerle kazandıkları alanlara yerleşmeye başladı. Başarılar elde etti. Devletin tüm kurumlarına yerleşti. Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı oldu ama kölelikten kurtulamadı.

Kadının önündeki en büyük engel, sistemden önce “erkek egemen” düşünce ve bununla hareket eden erkeklerdi.

Demokrat, aydın, devrimci veya ilerici olarak adlandırılan ve kadının erkek egemen sistem ve düşünceyle ezildiğini, köleleştirildiğini kabul eden, kadın haklarını savunan erkekler bile, erkek egemen sistemin verdiği avantajlardan olmak istemiyorlardı.

Bir taraftan kadın-erkek eşitliğinden dem vuran, kadınların uğradığı haksızlıklara karşı mücadele etmeyi savunan, devrimin kadınsız olmayacağını söyleyen erkekler, mücadele alanlarında kadınları cephe gerisine yollayarak, mutfaklarda, cephane üretimlerinde, hastanelerde çalıştırarak kadınları aktif mücadelenin içinden çekip çıkarıyorlardı.

Kadınlar mücadele içinde olmalıydı ama cephede değil, geride!

Dünyadaki birçok mücadele alanında bunlar yaşandı. Adına “kadınları korumak ve kollamak” adı verilen bu hareketlerin amacı, kadının aktif mücadele içerisine girmelerinden korkmanın farklı bir tezahürüydü.

Yüzyıllardır köleleştirilen, ezilen, sömürülen, hor görülen, insan yerine konmayan, “sofradaki yeri öküzden sonra gelen”, “kadınlarımız” denilerek, sahiplenme, sahip olma düşüncesiyle mal yerine konan, soy’un devamı için kuluçka makinesi olarak kullanılan kadınlar, haklı olduklarını, haklarının olduğunu, insan olduklarını öğrendiklerinde, gözünü budaktan sakınmayan militanlar haline geleceklerini erkekler çok iyi biliyorlardı.

Erkekler, işkence hane haline gelen evlilik kurumları içinde ezilen kadınların, insan gibi yaşayamamalarının tek nedeninin sömürü değil, erkek egemen anlayış olduğunu öğrendiklerinde, sistemi, düşünce ve anlayışı ile birlikte yıkacak ve tarihe gömecek güçte olduklarını biliyorlardı.

Bu nedenle de kadınların okuması, öğrenmesi, aydınlanması engellendi önce. Sonra “namus” denilen bir kavramla dört duvar arasında sıkıştırıldı. Yetmedi, işkencelerden geçirildi. Yetmedi öldürüldü

Bu engeller kadınların mücadeleleri sonunda aşıldı, aşılıyor ve aşılacak. Bu mücadelelere erkeklerin (genel anlamda) katkıları yok. Elbette kadınlar açısından hak ve özgürlük mücadelesini doğru okuyan ve uygulayan erkekler de var ancak o kadar azınlıklar ki bunu genelleme yaptırabilecek güce nitel ve nicel olarak sahip değiller, ne yazık ki.

Kadınların insan olma ve insanca yaşama mücadelelerinde erkeklere yer yok. İhtiyaçları da yok.

Erkek egemen anlayışı yıkana kadar direnmek, mücadele etmek, kazanmak zorundalar ve bu mücadelelerinde yalnızlar, yalnız olmak zorundalar.

Bu satırları yazan ben de dâhil, kadın konusunda her şeyi yerli yerinde bilmemize rağmen, gerek içerisinde yaşadığımız toplumsal değerin bizim bilinçaltlarımıza kazıdıkları gerekse yaşam içerisinde erkek egemen sistemin bizlere sağladığı avantajlardan kolayca vazgeçemememiz nedeniyle, düşündüklerimizi ve inandıklarımızı tamamen hayata geçirme konusunda eksiksiz değiliz.

Daha iyi, daha dürüst, daha insan olmaya çalışıyor ve bu amaçtan asla geri dönmüyor olsak da eksiklerimiz nedeniyle kadınların bizlere yeteri kadar güvenmemelerinde haklı olduklarına inanıyorum.

Belki de alınması gereken yolun daha başlarındayız.

Yol uzun, bilinç eksik, duygu az, ömür yetersiz.

Yine de umutsuz değiliz.

İnanıyorum ki kadınlar bizi de kurtaracak…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları