Kadına yönelik şiddete hayır!

Dominik Cumhuriyeti’nde 30 yıllık Turijllo diktatörlüğüne karşı direnişin sembolü haline gelen Patria, Minerva ve Maria Teresa adlarındaki 3 kız kardeş 25 Kasım 1960’da tecavüz edilip öldürüldü. Hükümet tarafından “Otomobil kazasında” öldükleri duyurulmasına karşın buna hiç kimse inanmadı ve halkın diktatörlüğe karşı kini ve öfkesi daha fazla arttı. Mirabal kardeşlerin öldürülmesinden bir yıl sonra Trujillo karşıtı hareket, diktatörlüğün sona ermesini sağladı. 1999’da Birleşmiş Milletler 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul etti. Böylelikle 25 Kasım dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de anılmaya başlandı.

Birleşmiş Milletler “Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi” kadınlara yönelik şiddeti şöyle tanımladı. “İster kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten ve ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakma”. Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi de, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti, “Bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen” şiddet olarak nitelendirdi.

Dünya Sağlık Örgütü ise, erkeklerin eşlerine uyguladığı şiddeti, “yakın bir ilişkide fiziksel, psikolojik ya da cinsel hasara yol açan her tür davranış” olarak tanımladı ve bunları şöyle sıraladı: Tokat atma, vurma, tekmeleme ve dövme gibi fiziksel saldırı fiilleri. Sindirme, sürekli küçük düşürme ve aşağılama gibi psikolojik taciz. Cinsel ilişkiye zorlama ve öteki cinsel zor kullanma biçimleri. Kadını ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaştırma, hareketlerini gözleme ve bilgi ya da yardıma ulaşmasını kısıtlama gibi çeşitli kontrol edici davranışlar.

Kadına yönelik şiddetin Türkiye’deki yansımaları özetle şöyle: Tüm kadınların % 25’i fiziksel şiddete uğruyor. Şiddete uğrayan kadınların % 75’i eşi tarafından şiddete maruz kalıyor. Cinayet sonucu ölen kadınların % 40-70 eşi veya sevgilisi tarafından öldürülüyor. Tecavüze uğrayanların %50’si 18 yaş altında ve bunlardan %10 erkek çocuk gerisi kız çocuktur. Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor. Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor. 5-10 yaş arası çocukların %55’i, 10-16 yaş arası çocukların %40’ı ensest, yani aile içi cinsel saldırı mağdurudur. Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57’si fiziksel şiddete, % 46,9’u cinsel şiddete, % 14,6’sı enseste ve % 8,6’sı tecavüze maruz kalmıştır.

Kadına yönelik şiddet her geçen yıl artarak devam ediyor. Türkiye’de kadınlar, dayak, zor, baskı, tecavüz, aşağılama, azar vb şekillerde şiddetin her türüne tanık oluyorlar. Kadınlara yönelik fiziki şiddet ve psikolojik baskı, en çağdaş ülkelerde bile tam anlamıyla kırılabilmiş değil. Kadının şiddete maruz kalmasının önüne ekonomik ve kültürel gelişme de engel olamıyor. Kadınlar kültürel düzeyleri ne olursa olsun fiziksel ve cinsel şiddet başta olmak üzere, tacizler, fuhşa zorlanma, zorla evlendirmeler, töre cinayetleri, zorla çalıştırma, eğitim özgürlüğünün kısıtlanması vb birçok şiddet çeşidine maruz kalmaktadır.

Kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin sadece 25 Kasımlarda hatırlanmasıyla kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin ortadan kalkması mümkün değil. Öncelikle bu mücadelenin daha sistemli, bilinçli ve örgütlü hale getirilmesi gereklidir. İkincisi, kadınlara karşı her türlü şiddeti, cinsel istismarı, cinsel tacizi, aşağılamayı, ezilmeyi, dışlanmayı engelleyen yasalar çıkarılmalı ve bu konudaki uluslararası sözleşmelere uyulmalıdır. Üçüncüsü, kadına yönelik şiddet, en yaygın insan hakları ihlalidir. Bu nedenle kadınların eşit yurttaşlık hakları, evrensel insan hakları ve demokratik hak ve özgürlüklerin ayrılmaz bir parçası olarak algılanmalıdır. Dördüncüsü bu konuda kadınlardan çok erkeklere görev düştüğü unutulmamalıdır.

Bunları da beğenebilirsin