İşçi sınıfı ve sosyalistler

4 Ocak 1991 Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir gün. Toplu iş sözleşmelerinde uzlaşma sağlanamaması üzerine 30 Kasım 1990’da Zonguldak maden işçileri greve gitti. Grevin nedeni ücret anlaşmazlığı ve bazı ocakların TKİ tarafından kapatılmak istenmesiydi. Grevi kamuoyunun gündemine taşımak isteyen madenciler Ankara’ya yürüme kararı aldı. Grevin 35.günü olan 4 Ocak 1991’de araçlarla yapılması planlanan yürüyüş, araçların valilik tarafından Zonguldak şehir merkezine sokulmaması üzerine yaya olarak başladı. Yürüyüşe 80 bin işçi katıldı. Yürüyüşçüler 1.gün Devrek’te, 2.gün Mengen’de geceledi. 6 Ocak günü işçilerin önü Mengen’i 8 km geçtikten sonra jandarma tarafından kesildi. Çıkan olaylarda çok sayıda işçi gözaltına alındı. Ancak işçiler dağılmadı ve kararlılıklarını göstererek geceyi jandarma barikatının önünde geçirdi. 7 Ocak günü tekrar yürüyüşe geçen işçilerin önü, TEM yoluna 5 km kala bir köprübaşında Bolu Jandarma Tugayı’nın barikatı ile kesildi. Barikatın önünde saatlerce beklemenin ardından hükümetin müdahalesi ile anlaşma sağlandı ve yürüyüş sona erdi. Bu büyük direnişin 27.yılında işçi sınıfı direnişleri ve sosyalistlerin tutumu üzerine birkaç noktanın altını çizmek istiyorum:

Birincisi, işçi sınıfının dünya görüşü olan sosyalizmi benimsemiş olmalarına ve bu doğrultuda mücadele etmelerine karşın sosyalistler, işçi sınıfının bilinç, örgütlenme ve mücadele tarihine gereken önemi göstermiyor. Sosyalist hareketin siyasal ve örgütsel argümanların büyük bölümünü aydınlar arasındaki soyut ve şematize edilmiş tartışmalar oluşturuyor. Sınıf bilinçli öncü işçiler bile bu tartışma süreçlerinin dışında tutuluyor. Ayrılık ve birlik momentlerinde kendilerini sınıf adına ikame eden aydınların elitist anlayışları belirleyici oluyor. Bu durum sosyalist hareketin küçük burjuva niteliğinden kaynaklanıyor.

İkincisi, işçi sınıfının ideolojik ve siyasal öncülüğü olmaksızın bir devrim ve sosyalizm mücadelesinin mümkün olmadığını sıkça tekrarlamalarına karşın sosyalistler, buna uygun davranmıyorlar. Siyasal ve toplumsal mücadelenin temel sorunlarını dar örgütsel çıkarlar doğrultusunda şablonculukla ve reçetecilikle kolay yoldan çözümlemeye çalışıyorlar. Yaşadıkları zengin deney ve tecrübelerinden dersler çıkarmayı ve yeni devrimci atılımlar yaratmayı beceremiyorlar.

Üçüncüsü, işçi sınıfı ve diğer emekçi kitleler arasında ilkeli, sürekli ve istikrarlı bir çalışma yapmaktan kaçınıyorlar. Başka bir deyişle işçi sınıfı ve diğer emekçi kitlelerden kopuk siyaset yapıyorlar. Bu durumu sosyalist hareket ile işçi sınıfı hareketinin birbirinden ayrı gelişimi olarak şematize ediyorlar. Kendilerini sosyalist olarak niteleyen parti ve örgütlerde işçiler neredeyse parmakla gösterilecek kadar azınlıkta bulunuyor. Bu nedenle işçi sınıfı ve emekçi kitleler ise bürokrat, aristokrat ve reformist sendikacıların etkisinden kurtulamıyor.

Dördüncüsü, işçi sınıfının dışındaki diğer alanlarla daha çok ilgileniyor ve bundan dolayı sınıf ve kitle hareketinin gücünü, dinamizmini ve yaratıcılığını kavramakta yetersiz kalıyorlar. İşçi sınıfı ve diğer emekçi kitleler içinde çalışmanın zahmetine katlanamadıkları için, bu devrimci alanı egemenlere ve onların temsilcisi sınıf dışı ideolojilere bırakıyorlar. İşçi sınıfının “sınıf dışı” ideolojilerden ve şovenizmden etkilenmesi sosyalistlerin bu alanı göz ardı etmelerinden kaynaklanıyor. Bu nedenle maden işçilerinin TEM yoluna yaklaştıklarında önlerini kesen mavi berelilere “Komandolar Doğu’ya” şeklinde slogan atmalarını, eylemlerinin ilk günlerinde polisin saldırısına uğrayan Tekel işçilerinin “Biz PKK’lı değiliz ki, neden göz yaşartıcı gaz kullanıyorsunuz” demelerinin nedenini anlamak istemiyorlar.

Beşincisi, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kendiliğinden her hareketini yücelterek menkıbeler yaratma ve keskin sloganlarla işçileri direnişe davet etme anlayışı, bazı sosyalistlerin “günah savma” ritüelini yansıtıyor. İşçi sınıfını bir direniş anında ya da mücadele tarihinin önemli günlerinde hatırlamak hiç kimseyi proletarya sosyalisti yapmıyor. Egemen ulus ve devlet şovenizmine karşı ilkeli ve tutarlı bir mücadele sürdürmeden enternasyonalist görevlerin başarılması mümkün değil.

Sonuç olarak, uzun tarihsel süreçte işçi sınıfının nicel ve nitel anlamda önemli değişimler geçirdiğini anlamak ve eski güzel günlerin menkıbelerinden kurtulup sosyalist hareketin bugünkü konumunun doğru algılanması gerekiyor. Bu nedenle sosyalistler, işçi sınıfı hareketi ile siyasal ve örgütsel bağlamda bir iç hesaplaşma yapmalıdır. Yani sosyalist hareketin yeni bir devrimci atılımı için böyle bir muhasebeye ihtiyacı var.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları