İkrar…

Çıktım Şu Alemi Seyran Etmeye
İkrar Verdim Bu İkrarı Gütmeye 

Virani

Alevilikte ikrar, yerin göğün direğidir. İkrar; yani bilinen en küçük parça olan mikro kozmosla, sonsuz olasılık içeren makro kozmosun/kainatın bir ve aynı prensiple işliyor olma haline bağlılık, insan ile evren arasındaki ilişkide yolun ilk adımı’dır… (foto 1 evren ve dna)

“Başköylü Hasan Efendi diyor ki; şu kainat sonsuz bir boşluktu. Ve hem de zifiri karanlıktı. Yalnız bu karanlık boşluğun içinde bir varlık vardı, ona rahmet deryası diyorlardı.

… şu kainatın sonsuz orta merkezine bir perde gerildi.

O perdeye ikrar iman perdesi ismi verildi. Hani biz diyoruz ya yolumuz ikrar iman yoludur. İşte Alevilik yolu o gün kuruldu. Onun için Başöylü Hasan Efendi diyor ki; yer gök yok iken bu yol kuruldu. (Aktaran Ali Xıdır Çetin Dewres Belgeseli 2013)

Sonsuz boşluğun zifiri karanlığında meydana gelen “döngü, spiral düzen, çekim gücü, kara delik ak delik, büyük patlama, galaksiler, yaşayan ve ölen yıldızlar vb”, kainatın düzenine uyum prensibi olan ikrar, hakikatin manadan zahir aleme geçişidir aynı zamanda.

Teklik

Tek bir kaynaktan gelir hakk, yani hakikat… Gerisi ikiliktir yani şüphedir…

İnsan sıfatında şüphe, ete kemiğe büründü, türlü türlü hallere neden oldu… Kadın oldu, erkek oldu. Türklük oldu, Kürtlük oldu, savaş oldu, barış oldu, nefret oldu, sevgi oldu, mal oldu mülk oldu… Gerçekliğin sonsuz tekliğinde, çokluk içinde kayboldu.

Oysa ki, insanın sıfatları kendini ikilik üzerinden kurmasaydı, teklik baki olur, insanlık alemi tekliği anlamak için “kıldan ince kılıçtan keskin” yolun talibi olmazdı.

“Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.” diyerek yaşam ve ölüm, varlık yokluk arasındaki ikiliğin yanılsama olduğunu, sonsuz varoluş içinde aslında her halin bir ve aynı ebedi varlığın parçası olduğunu söyleyen Yunus, bu farkındalığı, simgesel olarak mürşidine ve onun dergahına (Tabduk Emre) verdiği hizmet ya da adanmışlıkla edinir. Gerek Hacı Bektaşi Veli ile karşılaşmasında gerekse de Tabduk Emre ile olan mürşit talip ilişkisinde Yunus, ikiliğe düştüğü evrede dergahtan gönderilir, ego yahut nefsi ile verdiği kavgada kendi yoluna yönlendirilir.

İkilik…

İkilik yani herşeyin karşıtı ile var olması, özde bir ve aynı olan şeylerin birbirleri ile zıtlaşmasına neden oldu. Karşıtların birliği, karşıtların çatışmasına indirgendi. Söz gelimi; yanan ateşin sönen ateş ile öz itibari ile farkı olmadığı, insan ile ateşin ve/veya evrendeki herhangi bir yıldızında bir ve aynı olduğu anlaşıldığı vakit, teklik oluşu, ikilik nefsi belirledi.

İkilik, insanda içerdeki “nefsin” aşikar hali oldu… başlangıçta var olan “ikrar” yerini evrensel prensip ile karşıtının çatışmasına doğru sürükledi. İnsan dünyanın ve evrenin merkezine kondu, insani tanrılar üretildi, iyilik tanımlandı, kötülük tanımlandı, evrenin kanunu olan herşeye insani kural konuldu ve “tanrı” bir bilinmeze yol alarak insan nefsinin ürünü oldu.

Hakikat “Allah’a eş koşmayanların” Allah’ı yeniden üretmesi ile şüpheyle karşılandı. Nihayet Sultan Süleyman’a yar olmayan dünya, insana vaat edilmiş cennet oldu. İnsan kendi tasarladığı cenneti, kavuşulması gereken mertebe olarak ortaya koydu. Din ile kainat arasındaki çatışma, kadim bilgi taşıyıcısı halklara dönük soykırım oldu. “İşte o gün ikrar bozuldu”.

Hakikat

 “Gaybın şahidi, manayı bilen benim ki kâinatın, evrenin aynısıyım…” Nesimi

 … Ol cevher, Hak bendedir ki güneş gibi âlemde bilinmekteyim.”  diyen Nesimi, Enel Hakk ya da vahdeti vücuda (birliğe tekliğe ikrar) yönelik vurgusunu yaparken, evrensel bilginin insanda ki mevcudiyetine ve tek bir kaynaktan gelen gerçeğe değindi.

Kendini evrenin yaratıcısı ilan eden insan, bu alemde ölümsüzlüğün sırrını keşfetmek isterken, yaşam ve ölüm ikileminin kendinden geldiğini bilmedi. Yine kendi tanımladığı zaman ve mekan algısı içinde her şeyi başlattı, bitirdi ve olası diğer tüm meseleleri ahirete havale etti. Evrene efendi olmak için çıktığı yolda ahiret gününü, hesap günü ilan etti. Oysa ki, insan hakikatte var olan tekliğin yansımalarından yola çıkarak, evrimi, devinimi, dönüşümü kendisinde içkin olması sebebi ile fark ettiğini bilseydi, kendisini alemlere efendi bilmez, alemlere talip olurdu…

Sır

Vücudum on sekiz bin âlemin aynası oldu

Hakk’ın görünen sureti benim ve Hak bende gizlendi, sır oldu.” Nesimi

Alevilik alemlere can dedi canan dedi, dört elementin birliği dedi, her bir canı kendine eş bildi, ayırmadı, eksiltmedi…

Karşıtlık bitti, çatışma bitti.
Rıza dedi, rızalık dedi, hiç bir canın rızasını es geçmedi…
72 milletin insani kamilleri bu yolda birleşti, dünya malını dünyada bildi…

Kainatın bütün gizli sırlarını kendine ilim seçti…

Bu yolculukta içinde ikilik yaratan nefsi yönetmeyi kendine rehber seçti… “Marifet Nefsi silmek değil, bilmektir” diyen Hacı Bektaşi Veli, nefsin insanda var ettiği çatışmaya yönelik ise Aleviliğin temel prensibi olan rızalık anlayışını öne çıkarttı… “Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme”di. Savaş ve barış gibi ikilemlere girmedi, onun insan aklından geldiğini bildi… İnsan aklına göre taraflaşmadı, insanın insana zulmünü, nefsin insana zulüm bildi…

Kırklar meclisinin eşitlik döngüsü; postun, tahtın, tacın, suretin, sıfatın dışarıda bırakıldığı buluşma hali insana verilen en önemli mana örneklerinden biri oldu.

Bugün nefsin en acımasız kavgalarından birine tanıklık ediyor insanlık yine… İkrar bozuluyor, söz anlamını yitiriyor, mana kayboluyor ve nefsin savaşı hakim kılınıyor… Ölümlerden ölüm beğeniyor, ibretlerden ibret seyrine kapılıyor insanlık alemi… Her tür şehvet pazarlanıyor, insan ikrarından uzaklaşıyor. Kul oluyor ve Yeryüzünün Halifesine, bilinmez tanrının yeryüzündeki elçisine ikrar veriyor. İtaat ediyor…

Zaman, hakikat çağının yaklaşan büyük savaşına sinyal veriyor. İnsanlık alemi evrensel oluş ile nefsi varoluş arasındaki gerilimi inşaa ediyor. Kadim coğrafya Mezopotamya ise bu savaşın ana merkezi olarak konumlanıyor… Bilinen adı ile iblis yani yine insanda içkin olan ego ve nefsin güçlü savaşına karşılık Alevilik kainatın kuruluşundan beri ikrar verdiği prensiplere bağlı olarak “iblisin talim ettiği yola minnet eylememeli”, evrensel sorumluluklarının bilinci ile gerçeğin yanında yer almalıdır. Alevilikte en temel ibadet gerçeğin savunusudur.

 

Antropolog/ Yönetmen

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: