Hasip Kaplan’ı anlamak o kadar da zor değil…

Bu kadar şaşırmış görünmeye çalışmak anlamsız. Onlarca yıl süren savaşın doğal sonuçlarını yaşıyoruz. Bu kadar uzun, bu kadar kanlı sürmüş ve hala sürmekte olan bir savaşın böyle sonuçlar doğurması kaçınılmazdı.

Savaşın iki halkı birbirinden ayırdığı, en azından duyguda düşüncede böldüğünü bilmeyen yok. Bu durumun doğal sonucu; iki tarafta da benzer düşüncelere sahip olan, milliyetçiliği köpürten, halkları birbirine düşman etmek isteyen, edemiyorsa birbirinden daha da uzaklaştırmaya çalışanlar var.

Hiç kuşku yok, Hasip Kaplan’ın “HDP kurultayında Demirtaş’ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin, benim naçizane önerim, herkes haddini bilecek” sözleri oldukça kaba bir milliyetçiliği tarif ediyor. Sol literatürden ezbere bildiğimiz, “ezilen ulusun milliyetçiliği olmaz” sözünü boşa çıkarıyor ve/veya bir gerçeği görmemize yardımcı oluyor.

Birçok çalışmada dile gelen, ezilen ulusa, etnik kimliğe mensup olanların, sıklıkla ezenin nobran yaklaşımlarına düştüğü, ezene öykündüğü, bezer siyasal önermelerle konuşarak aynı çizgide buluştuğu ve bunun görünür olmasından çekinmediği gereceğini görmemizi sağladı. Başka bir söylemle, Hasip Kaplan, ezberlerimizi bozarak büyük çoğunluğun üzerinde pek de durmadığı ya da görmezden geldiği ezenin nobranlığını “naçizane” yeniden üretmekten başkaca bir şey yapmadı.

Hemen söylemeliyim ki, Hasip Kaplan’ın sözlerini salt ezene öykünme üzerinden açıklamak mümkün değil. Öfke kontrolü zayıf, bardak kırmayı seven Kaplan bu sefer kaş yapayım derken göz çıkardı.

Hasip Kaplan uzun yıllar, Kürt halkının ezilmesini izlemekle yetinen, bazen ulusalcı, Kemalist bir söyleme düşme pahasına ağır bedeller ödemiş Kürt Ulusal Hareketini eleştirmekten geri durmayan Türkiye Solu ile arasına mesafe koyma gereği duyanlara tercüman oldu. Türkiye Solunun HDP ile yeniden var olma çabasında “haddini” aşacağını, buna hakkı olmadığını düşünen çok sayıda unsurun olduğunu tahmin etmek zor değil. Çünkü HDP bütün Türkiyelilik iddiasına rağmen hala (ağırlıklı olarak) bir Kürt partisidir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında kabulü mümkün olmayan sözlerin somut durum ve içinden geçtiğimiz zamanın ruhu ve partinin gerçeğiyle oldukça uyumlu olduğunu görüyoruz. Hatta buradan bakıldığında başka türlü olması mümkün olmadığı dahi söylenebilir.

Kaldı ki, dünyanın her yerinde ulusal hareketler ve onların mensupları, yükselen devrimci sosyalist dalganın olmadığı dönemlerde milliyetçi savrulmalar yaşarlar. Ezilen ulusun milliyetçiliği böylesi dönmelerde görünür olma imkânı bulur. Başka bir söylemle, ezilen ulus milliyetçiliğini törpüleyen, devrimci sosyalist bir dalga yoksa veya bugün Türkiye’de olduğu gibi varlığı yokluğu tartışmalı bir düzeye gerilemişse; ezilen ulus milliyetçiliği de en az ezen ulus milliyetçiliği kadar görünür olabilir.

Devrimci güçlerin zayıflığı ulusal hareketin yolunu bulmasını, devrimci karakterinin öne çıkmasının engeli olur. Sosyalist devrimci dalganın zayıfladığı, gücünün ve etki alanın tartışmalı olduğu dönemlerde, ezilen ulus emperyalizmin yedeğinden milliyetçi söylemlere sıkıca sarılarak siyaset sahnesine çıkar, ezen ulus milliyetçiliği ile milliyetçiliğini yarıştırır.

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları