Güre Köyünde yaşam

Mitoslar, Tanrı ve Tanrıçalar diyarında yaşamak bazen insanı dehşete düşürüyor. Büyük trajedilerin yaşandığı, romanlara konu olmuş, kültürler beşiği doğa harikası bu coğrafya ile aşkım beş yıl önce başladı, tarihini öğrendikçe tutkuya dönüştü. Balıkesir’i geçip Edremit’e girdiğinizde olanca görkemiyle İda dağları dağlarda zeytin ağaçlarının renk cümbüşü karşılıyor insanı. Zeytinin hikâyesi ise ayrı bir yazma konusu.

Bu bölge, öyle bir kaç günde gezdim, gördüm demekle bitmiyor elbette. Ama gördüğünüz her yer sizi bir mitosla baş başa bırakıyor. Sözgelimi Adatepe’de çapkın Zeus’la selamlaşmadan geçmek olmaz. Ağaçlar arasında on beş dakikalık yürüyüşten sonra Zeus Altar’ına çıktığınızda muhteşem bir serinlikle sonsuzluğa uzanıyor bakışlarınız. Truva savaşlarının yaşandığı coğrafyada gelsin tarihe yolculuk. Zeus, Hera, Afrodit, Hektor, Paris, Menelaos’u gözünüzde canlandırın artık…

İda’nın ister denizden dağlara ister dağlardan denize doğru esen rüzgârı okşuyor gövdenizi. Nem mi dediniz? O da neymiş? Burası Antalya, Burası İzmir, burası Bodrum değil ki nem olsun. İda dağımız var dedim ya. Yunan mitolojisinde dağın adı İda olarak geçiyor ama bizim efsaneye göre Kaz dağları. Ama asıl ününü Homeros’un İlya’da destanına borçludur İda. Dünyanın en bilindik dağları arasında İda’nın adı geçer. Antik Yunan mitolojisindeyse bütün efsanelere ev sahipliği yaptığı bilinir.

Akçay’ı geçtikten sonra bu muhteşem coğrafyanın en güzel köylerinden Güre; Sırtını İda’ya yaslamış, yüzünü denize dönmüş, zeytin ağaçlarına ev sahipliği yapıyor. Yol kıyısına yapılan Afrodit heykelini görür görmez çam ağaçlarının arasından Güre köyüne yolculuk başlıyor. Yol boyunca yapılan siteler, termal otellerden sonra köy meydanındaki parkın içinde karadut şurubuyla serinlemek yol yorgunluğunu unutturuyor. Sonra isterseniz, Afrodit hamamlarında arınabilirsiniz. Sakinliği, bakirliği ve dağ havasını tercih edenler için pansiyonlar, butik oteller bulmakta zorlanmazsınız. Deniz, plaj istiyorsanız sahile doğru inmeniz gerekiyor. Sahilleri oldukça bakımsız olsa da deniz pırıl pırıl kucaklıyor insanı. Her ne kadar bakımsız olsa da bu bakirliği seviyorum.

Denizi bu kadar muhteşem olan fakat bakımsız sahilleri önce moralinizi bozuyor elbette. Hele akşam serinliğinde sahilde rakı balık keyfi diyorsanız ayağınıza dolanan sahipsiz kedi ve köpeklere katlanmak zorundasınız. Hayvan severler yaz tatili boyunca sahiplendikleri kedi ve köpekleri tatilleri bitince nasıl oluyor da acımasızca terk ediyorlar merak içindeyim.

Güre’de tatil; Öyle sabahlara kadar cistaka cistaka eğlence mekânlarını zor bulursunuz. Kazıklanma ihtimaliniz sadece ihtimaldir. Plajlar ücretsizdir, ama seyyar satıcılardan burada da kurtulamazsınız. Kağıt helva, dondurma, mısır, elma şekeri, midye dolma satıcıları olanca sevimliliğiyle sizi mutlaka ikna ediyor. Tatlı suda yüzmek isteyenler içinse burada sayamayacağım kadar çok şelaleleri tercih edebilirsiniz. Benim en sevdiğim Mıhlı ve Hasan boğuldu şelaleleri.

Akşam programındaysa Tahta kuşlar köyünde Ali Babanın mekânında, mangal keyfiyle körfezi seyretmeye doyamazsınız. İlla başka yer diyorsanız biraz acele etmeniz lazım; gün batımından yarım saat önce Sarımsaklı şeytan sofrasında güneşi batırabilirsiniz. Şeytan sofrasındaki muhteşem doğa cümbüşünden sonra eğer otelinizde kafa dinlemek istemiyorsanız, Altınoluk, Akçay veya Cunda adasında onlarca zeytinyağlı yemekler ve mezelerle midenize ziyafet çeker tavernalarda sabahlayabilirsiniz.

Kahvaltı aşktır diyorsanız, yine adını sayamayacağım kadar çok kahvaltı mekânlarında bölgenin peynirleri, zeytinleri, bahçeden yeni koparılmış pembe domatesleri, biberleri, salatalıkları, kestane balı, incir reçeli eşliğinde nefis bir kahvaltıyla güne başlarsınız.
Sonraki günlerde Asos’a uzanır Aristo’nun felsefe okulunda “felsefe yapabilirsiniz” o ruhu yaşarsınız. Ya da Bozca adaya uğrayıp Ayazma da (Kutsal su) günahlarınızdan arınabilirsiniz. Rum mahallesindeki fırınlardan bademli kurabiye alıp çınar ağacının altında damla sakızlı kahvenizi yudumlarsınız. Aman vapuru kaçırmayın!

Tuncel Kurtiz abinin İda’ya olan aşkını ancak burada yaşayanlar anlayabilir. Bence İda eşsiz coğrafyasıyla Türkiye’nin yükselen değeri. Mutlaka yolunuzu düşürün derim.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: