Fırat Kalkanı, Davut’un Kalkanı’mı? (1)

Yeni Dünya Düzeni, şaşırtıcı kehanetleri doğrulayarak, hafızasını ortaya dökerek ilerliyor… İnsanlığın, insanların bu kanlı hikayelerde gönüllü rol aldıklarını söylemek imkansız. Küresel sistemi bir platoyla dönüştüren finansal güç, zihinleri çekip çeviriyor.

Koyulaşan yoksulluk içinde insanlığa biçilen roller aynı; cahil ve zavallı bir asker, ahlaksız bir katil, karizmatik bir lider, efsunlu bir din alimi, çoluk, çocuk, yaşlı, genç, kadın mağdur, ölü ya da diri…

Çoğu kez ölü ama…

Sisteme hükmedenler, babadan oğula kuşaklar boyunca aynı hikayeyi aynı gaddarlıkla çekip çeviriyorlar.

Yeni Dünya Düzeni, insanlığın ortak kültürel mirasını kendi savaşının argümanlarına dönüştürmekte son derece başarılı. Geçmişin kutsal değerleri, mekanları, silahları, kitapları bu uçsuz bucaksız ama görünmez imparatorluğun hevesine seferber ediliyor.

Birleşik Devletler mesela; soykırımla topraklarını, kültürlerini, bedenlerini işgal ettiği yerlilerin kültür mirasını askeri endüstrinin oyuncaklarına dönüştürüyor. Esad’ı, kendi ülkesinde “uyarmak” için saatte 800 kilometre hızla Suriye’nin kalbine gönderilen her biri 200 bin ton gücünde tahrip yeteneğine sahip 1440 kiloluk füzeler, adını yerlilerin savaş baltasından alıyor; Tomahawk!

Oysa yerliler Tomahawk’ı savaşı olduğu kadar barışı da kesin sınırlarla çizen bir manevi silah olarak kullanıyordu. Kabile konseyi toplandığında “savaş” için havaya kalkan balta, barış denildiğinde özenle toprağa gömülüyordu.

Birleşik Devletler, bu tarihi yok sayarak Tomahawk’ları bütün dünyanın görmezlikten geldiği bir küstahlıkla binlerce kilometre ötedeki bir ülke topraklarına gönderirken örtülü bir “savaşı” da ilan etti.

Ortadoğu’da kanın bir bölümü de Rusların TU-160 bombardıman uçakları eliyle döküldü. TU-160’a Rusların verdiği isem “Beyaz Kuğu”…

“Ayağa kalkabilmeniz için cennet zırhını giymeniz gerekli…”

Peki ya Fırat Kalkanı? Suriye’deki savaşa dahil olabilmek için can atan Türkiye’nin savaş stratejisine verdiği bu ismin arkasında ne var? Acaba bu topraklarda iz bırakan Hazreti Davud’un kalkanından esinlenmiş olabilir mi? 70’in üzerinde askerin can verdiği bir operasyona Fırat Kalkanı denmesinin nedeni ne olabilir?

Davud’un Kalkanı’na bakalım mı? Hz. Davud tartışmalı bir peygamber kral olarak İbrani dinlerin kaynaklarında yer alır. İslam kaynaklarında olumlu özellikleri ile tanımlanan Davud peygamber, kendi toplumunda çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Özellikle Hitit’li karısı (Uriya’nın karısı Bat-Şeva) ile yapmış olduğu evliliğin Rab tarafından onaylanmaması Tevrat’da konuları arasındadır. Hitit’li karısından edindiği bir takım büyü ve sihre yönelik ilimler de, krallığı döneminde etkili olmuş olabilir ki; İsrailoğulları’nın “Magen David” yani Davud Kalkanı dediği. Süleyman Mührü olarak bilinen sembolün, çok eski devirler de Fırat Dicle havzasını kapsayan toprakların medeniyetlerinde, Mısır ve Hint kültürünün çok tanrılı evrelerinde kullanıldığı bilinir.

Yahudilerin o vaad edilmiş topraklarda giderek genişlettikleri İsrail’in bayrağında Davut Kalkanı iki çizgi arasında yer alır. Bu çizgilerin kutsal kitaplarda müjdelenen Tanrı krallığının sınırlarını, Nil ve Fırat’ı simgelediği de yaygın bir inançtır.

“Davud İbranice’de üç harfle: “Dalet( ד )-vav( ו ) – dalet( ד)” harfleriyle yazılır. Çok eski İbrani alfabesinde ise dalet harfi Yunan alfabesindeki “delta” Δ ya benzeyen küçük bir üçgen şekille yazılırdı. İki “Dalet”in birleşmesi, yani iki üçgenin altıgen bir yıldız şeklinde çizilmesi, Kral Davud’un adını temsil eder” denilse bile kutsal kitap kaynaklarında buna ilişkin doğrudan veri yoktur.” Mısır kökenli olduğu ve piramitlerle ilişkili olduğu ise üzerinde durulan temel bahislerdendir.

Yahudi kimliğinin bir sembolü olarak günümüz İsrail bayrağında kullanımı yeni olan Davud kalkanının, Hristiyanların haç sembolüne bir karşılık arama ihtiyacı ile şekillendiği söylenir. Kabala yorumcusu Gershon Sholem “Hristiyan dünyasınca kabul edilen haça karşılık Yahudilerin de özgün bir sembol benimseme ihtiyacı doğmuştur. Haçın ifade ettiği anlama sahip olmasa da “Magen David” yaygınlıkla; tanınıp sevilmiş bir şekildi ve Yahudi dünyasına kendisi kolayca kabul ettirmişti.’ der. Bu oldukça masum bir açıklama gibi görülmektedir.

Astrolojik bir sembol olarak özellikle Satürn gezegeni ile ilişkilendirilen Davud yıldızı, Kabala’nın en belirgin maji sembolü olarak da rol alır. Sembol bir yandan da, Davud peygamberin oğlu Süleyman tarafından yüzük olarak kullanıldığı ve cinler ve hayvanların kontrolünü bununla sağladığı düşünülür.

Davud kalkanına, dişi ve erilin birlikteliği, su ve ateşin dengesi uyumu gibi anlamlarda yüklenerek simya ilminde de etkin rol verilir. Rivayete göre Kral Süleyman’a verilen bu yüzükte, İbrahimoğulları’nın tanrısı Yehova’nın ismi YHVH olarak kazınmıştır. Aslında ezoterik yapılarda, masonlukta yaygın kullanıldığı bilinen sembolün gizemli cemiyetlerle ilişkisi ilginçtir. Yahudi geleneğinin ve Mason’ların ortak ideali, Süleyman’ın Tanrı’sı için inşa ettiği tapınağı yeniden inşa etmektir. “Büyük bir” yahut “en kutsal olan BİR” olarak tanımlanır bu hayal. Oysa Kutsal Kitap Elçilerin İşleri 7. Bölümde belirtildiği gibi; “Ne var ki, en yüce olan, elle yapılmış konutlarda oturmaz. Peygamberin belirttiği gibi ‘gök tahtım, yeryüzü ayaklarımın taburesidir. Benim için nasıl bir ev yapacaksınız? Ya da neresi dinleneceğim yer? Bütün bunları yapan elim değil mi?’ der. (Elçilerin İşleri 7)

Davud kalkanı ile bilinen en belirgin kozmik figür Satürn gezegenidir, birde belirli periyotlarda gökyüzünde yanyana gelen gezegen ve yıldızların oluşturdukları kombinasyonlar önemsenir. Satürn gezegenin döngüsünden olsun bu kalkan Kral Süleyman’ın Rab değişikliğine de işaret gibi görülebilir. Antik Pagan mitolojisinde, Satürn, Atlantis’in sel (tufan) öncesi krallığını yönetti ve tüm dünyevi ataerkillerin ve kralların ilahi atası oldu. “Chronos, Satürn, Dionysos, Hyperion, Atlas, Hercules, hepsi de büyük Satürn kıtası ile bağlantılıydı; Akdeniz, Afrika ve İspanya’nın batı kıyılarındaki ülkeleri yöneten krallardı.” (Baldwin’in Tarihöncesi Milletleri, “s. 357.) Bu göksel varlıklara daha doğrusu yıldızlara tapınma dönük kutsal kitapta tarihsel eleştiriye yer verilir. Musa Peygamberin Sina dağında Tanrısı ile geçirdiği 40 günlük süre boyunca, İsrail Oğullarının yanlış tutumları, Babil sürgününe sebep olan bir ceza ile sonuçlanır.

“Çünkü bizi Mısır’dan çıkaran o Musa’ya ne oldu bilmiyoruz! Ve o günlerde Buzağı biçimde bir put yapıp ona kurban sundular. Kendi elleri ile yaptıkları bu put için şenlik düzenlediler. Bu yüzden Tanrı onlara yüz çevirip, onları GÖKSEL CİSİMLERE kulluk etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazmış olduğu gibi: “Ey İsrail halkı, çölde kırk yıl boyunca bana mı sunular, kurbanlar sundunuz. Siz Molek’in çadırını ve ilahınız Refan’ın yıldızını taşıdınız. Tapınmak için yaptığınız putlar bunlar. Bu yüzden size Babil’in ötesine süreceğim” der.”

Genel olarak olumsuz anlamlar ve majik uygulamalarda da kullanılan, farklı Rab/tanrıların hakimiyetinin göstergesi olan bu sembolün, kitabi dinler evvelinden geldiği, tek tanrı inancı ile çelişkili olduğu ve başka varlıkların hakimiyetine olanak tanıdığı düşünülmektedir. Altı sivri yıldız (Davud kalkanı) büyücüler ve simyacılar için davet ettikleri varlıkları sınırlayan bekleme alanı olarak tanımlanır (J Graham, The Six Star, New Puritan Library, 1988, p .35). Eski bir Satanist olan Bill Schnoebelen “Büyücü için hexagram (altı köşeli yıldız), Şeytan’ı çağırmak için güçlü bir araçtır” der.

Suriye’de ki savaşın davetsiz konuğu olarak kapı komşumuzun sınırlarında oluşturulan şer cephesinin yahut “on boynuzlu yedi başlı canavarın” (Vahiy 13) kurgusal savaşının içinde yer alma çabası Türkiye adına kaygı vericidir. Üstelik bunu anlam deryası uçsuz bucaksız zamanlardan gelen sembol ve isimlerle gerçekleştirmek farkında olmadan Hakk’ın mana denizinde, ehliyetsiz yol almaya benziyor. Kimin tarafında Türkiye; Hak ve batıl kavgası olarak şekillenen bu süreçte bilinçli bilinçsiz hangi hamlenin kartına dönüşüyor?

Bu sorular ister istemez zihinlerde dolaşıyor.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: