Filistin (1)

Filistin toprakları içinde yaşayan nüfus 2015 sayımına göre 4.550.368’dir. Ancak Filistinli olup da kendi toprakları dışında yaşayanların sayısı 7.450.000 civarındadır. Bu sayının yaklaşık 1.000.000’a yakını mülteci konumundadır.

Ürdün ve Filistin toprakların 1918’de Osmanlıdan alınarak İngiliz hâkimiyetine girdi. Ürdün 1922 yılında Filistin’den koparılarak ayrı bir devlet haline getirildi ve İngiliz mandasına devredildi 1946 yılında Ürdün Milletler Cemiyeti tarafından tanındı. İsrail devleti de 1948 yılında yine Filistin toprakları üzerinde ayrı bir devlet olarak kuruldu. Diğer bir deyişle Filistin üç ayrı parçaya bölündü; Ürdün, Filistin ve İsrail.. Lübnan devleti de 1930 yılında Suriye’den koparılarak ayrı bir devlet haline getirilmişti. 1922 yılından Suriye ve Lübnan Fransız mandası altına girdi. Bu hâkimiyet 1946 yılına kadar süregeldi.

Bu süreci biraz daha geriye giderek 1897’den başlayarak günümüze kadar tarihsel kronoloji şeklinde basite indirgemeye çalışacağım.

Son yüz yıllık süre içinde Filistinlilere İnsanlık utancı muamele, sürgün, işgal, katliam, talan ve topraklarını gasp etme gibi insanlık dışı uygulamalar yapıldı. Ne yazık ki bu uygulamaların tümü Birleşmiş Milletler tarafından önlem alınması gerekirken her seferinde ABD vetosuna takıldı. Bu işgal, talan, sürgün, katliam Filistinlilere kendi kaderlerini belirleme hakkını verdi. Bu durum Yahudi halkına ne yazık ki İkinci Paylaşım Savaşı’nda Alman Nazileri tarafından 6 milyon kişinin katledilmesi sonucu geriye kalanların bu topraklar üzerinde huzur ve rahatlık getirmedi.

Anlaşmazlığın kökeni Şeria Nehri ile Akdeniz sahili arasındaki bölgede İsrail’in hak iddiası talebinde bulunmasıdır.

  • 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde Birinci Siyonist Kongresi toplandı. Yahudileri kongreye getiren önemli etkenlerden biri de çok sayıda Siyonist göçmenin Filistin topraklarına girişiydi. 1903-1914 tarihleri arasında bölgeye gelen göçmenlerin sayısı 70.000’i geçmişti. O tarihlerde Filistin toprakları Osmanlı Devleti hâkimiyeti altındaydı.
  • 1918 yılında Osmanlı Devleti’nin diğer ittifak devletleriyle Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda yenilmesiyle elinde bulunan tüm topraklar, İtilaf devletlerinin eline geçti. Ortadoğu’da Osmanlı hâkimiyeti sona erdi ve bir anda tüm dengeler değişti. 1920 tarihinde Milletler Cemiyeti kararıyla İngilizlere bölgenin manda idaresi için yetki verildi. İngiliz Dışişleri bakanı Arthur Balfour, Filistin topraklarında Yahudi halkına vatan verilmesi sözünü verdi.
  • 1922 yılında İngilizlerin bölgede yaptığı nüfus sayımında sayıları 70 bin olan nüfusun 750 bine ulaştığı tespit edildi. Sonraki yıllarda 300 bin Yahudi’nin getirileceğine söz verdi. Siyonistlerle yerleşik Filistin halikı arasında 1929 yılındaki anlaşmazlık kanlı çatışmalara dönüştü. 133 Yahudi, Filistinliler tarafından öldürüldü. Buna karşılık İngilizler de 110 Filistinliyi öldürerek, Yahudi intikamını aldı. Sömürge Hindistan’ın İngiliz eski devlet başkanı Lord Robert Peel’in başkanlığındaki Kraliyet Komisyonu Filistin topraklarını Araplar ve Yahudiler olmak üzere önce ikiye, daha sonra çıkan çatışmalar sebebiyle üçe bölmeyi uyardı. Buna “Peel Raporu” denildi. Yahudiler Filistin topraklarının 1/3’üne sahip olacaktı. [1] Buna göre Yahudi bölgesi, Arap bölgesi ve Tel-Aviv, Yafa, Kudüs ve Betlehem koridorunu içine alan yerlerde ise manda yönetimi devam edecekti. Kudüs, Milletler Cemiyeti’nin koruması altına alınacaktı. [2] Bu öneri Filistinli temsilciler ile Arap temsilcileri tarafından kabul görmedi. Göçün durmasını ve azınlık haklarına saygılı bir üniter devlet kurulması önerisini getirdiler. Ülke içinde her geçen gün tedhiş hareketleri başladı. İngilizler bunu bastırmak için ek kuvvet talebinde bulundular.
  • 1947 tarihinde bu kargaşa ile başa çıkamayan İngilizler Arap-Siyonist sorunlarının çözümü için sorumluluğu Birleşmiş Milletler’e devretti. Bu tarihlerde Yahudiler nüfusun üçte birini oluşturur duruma gelmişti. Ancak Filistin topraklarının yüzde 6’sını ellerinde bulunduruyordu. Birleşmiş Milletler’in paylaşım planı Araplar tarafından reddedilirken, Yahudiler tarafından kabul gördü. Buna göre Filistin’in yüzde 56,47’sini Yahudi devletine, yüzde 43,53’ünü Filistinlilere bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir yönetim altında olacaktı. 29 Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 33 ülkenin oyuyla plan onaylandı. 10 ülke çekimser kalmış, 13 ülke de reddetmişti. Filistinlilerin reddettiği plan uygulanmadı.

İngilizler 1948 tarihinde manda yönetimine son verdi, ardından da çatışmalar yeniden alevlendi. Bu tarihlerde ABD, daha fazla Yahudi’nin Filistin topraklarına girmesi için İngilizlere baskı yapmıştı. ABD’nin iki yüzlü ve kanlı politikası bir kez daha sahnedeydi. Bu arada Yahudi milis güçleri Arap köylerinde katliam yapmaya başlamıştı. ABD, İngiltere ve Fransa’nın güdümündeki Yahudiler Tel-Aviv’de 14 Mayıs 1948 tarihinde Filistin toprakları üzerinde İsrail devletini kurdu. İsrail, Yahudilere ayrılmış toprakların yanında Filistin’e ayrılmış toprakları da işgal etmeye başladı. Kendilerine “İsrail Ulusal Hareketi” diyen İrgun militanları ile kendilerine “Özgürlük Savaşçıları” diyen Lehi militanları Filistinlilere ayrılan toprakları işgal ederek çok sayıda Filistinliyi katletti. Filistinlilerin bir çoğu topraklarından ayrılarak komşu ülkelere sığınarak ilk kez kendi topraklarında mülteci durumuna girdiler. ABD, tüm olup bitenleri seyretmekle yetindi. Yüzbinlerce Filistinli Mısır, Lübnan ve Batı Şeria denen bölgeye kaçmak zorunda kaldı. Yahudi milisleri Necef Çölü’nde, Celile’de, Batı Kudüs’te ve Akdeniz sahili boyunca [1] birçok katliamlar yapmaya başladı. İsrail devletinin ilanından hemen sonra Mısır, Lübnan, Ürdün, Suriye ve Irak orduları İsrail’i işgale başladılar, ancak başarılı olamadıkları gibi ortaya çıkan tablo da Filistin topraklarının birçoğunu İsrail’e bırakmak zorunda kaldılar. Bu arada Mısır, Gazze şeridini, Ürdün de Kudüs civarındaki yerleşim birimlerini ve Batı Şeria’yı ilhak etti. Bu durum 1967 yılındaki Haziran savaşına dek sürdü.

  • 1964 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kuruldu. Arap devletleri kontrolün kendilerinde kalması şartıyla bu örgütü tanıdılar. Bunların başında da şimdiki İsrail ile kol kola giren ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan eden Suudi Arabistan vardı. 1969 yılında Yaser Arafat, örgütün liderliğine getirildi ve kendisine bağlı El Fetih örgütü, İsrail’e karşı operasyonlarla, uçak kaçırma girişimleri ile cezaevindeki Filistinlileri kurtarma adına yaptığı eylemlerle dünya çapında tanınmaya başlamıştı. 1968 yılında El Fetih örgütü, 6 gün savaşından sonra Ürdün topraklarında İsraillilere büyük kayıplar yaşatıyordu.
  • 5 Haziran 1967 tarihinde başlayan ve 6 gün süren İsrail-Arap ülkeleri arasındaki savaşlarda Mısır, elinde bulundurduğu Gazze ve Sina yarımadasını, Suriye de Golan tepeleri ve Ürdün de Batı Şeria ve Kudüs civarındaki kentleri İsrail’e kaptırdı. Mısır ordusu tamamen dağıtıldı. İsrail, henüz savaşın başında iken Mısır’a ait havaalanlarını ve radar istasyonlarını kaybetti. Uçakları büyük zayiat vererek, yerden kaldırılamadı. Toprak işgalleri İsrail’in kontrolündekileri iki katına çıkarttı. BM Güvenlik Konseyi 242 sayılı kararla [1] savaşla toprak ilhaklarını reddetti ve İsrail’i işgal ettiği topraklardan geri çıkma kararını verdi. Bu savaşta 500.000 Filistinli mülteci haline geldi ve Lübnan, Ürdün, Suriye ve Mısır’a göç etmek zorunda kaldı.
  • 6 Ekim 1973 tarihinde İsraillilerin kutsal ve dini ağırlıklı bayramı sırasında Mısır ve Suriye orduları adına Ramazan Savaşı denen ve üç hafta süren çarpışmalara sahne olan taarruza geçti. Mısır, Sina yarımadasına, Suriye de Golan tepelerine doğru ilerleme kaydettiyse de büyük mağlubiyet alarak geri çekildiler. İsrail, gafil avlandığı bu savaşta da galip gelerek topraklarını biraz daha genişletti. Savaş bilançosu İsrail 800 tank, 115 uçak, 2.500 asker kaybına karşılık Mısır ve Suriye 2 bin tank, 450 uçak, 16 bin asker kaybetti [3]. Sonuç itibariyle Suudi Arabistan, İsrail’i destekleyen ülkelere ve ABD’ye karşı petrol ambargosu kararını aldı. Petrol fiyatları bir anda ikiye katlandı. Hiç şüphesiz ki bu kriz 1974 yılına kadar devam etti. 1970 yılında FKÖ dışındaki tüm Filistin örgütleri İsrail ve destekçilerine karşı bir çok eylem planını harekete geçirmeye karar verdiler. 1972 Münih olimpiyatlarında 11 İsrailli sporcu Ebu Nidal örgütü tarafından katledildi. Bu olay da Yaser Arafat’ın Birleşmiş Milletler’de barış için çaba sarf ederken meydana geldi. Yaser Arafat 1974 yılında BM Genel Kurulunda bir konuşma yaparak “Bugün bir elimde zeytin dalı, bir elimde kurtuluş savaşı veren birinin silahı var. Zeytin dalını düşürmeyin”, dedi. 1977 yılına kadar İşçi Partisi iktidardaydı. İsrail sivil milis örgütleri ile terör estiren İrgun ve Lehi gibi radikal örgütlerin desteği ile İsrail Sağ’ı “Büyük İsrail” ve “Vadedilen” topraklarda hak iddiası ile büyük güç kazandı. Eski İrgun örgütü, yeni hükümet kurarak “Batı Şeria Şeridi”nde yerleşim yerlerini açmaya başladı. Amaç 1967 yılında uluslararası hukuku hiçe sayan İsrail’in ilhak ettiği toprakları bir daha geri vermemek içindi. Bu projeyi de ABD’nin desteğini alarak yürüttü.
  • 13 Nisan 1975- 13 Ekim 1990 Lübnan İç Savaşı. 15 yıl süren ve genel anlamda Suriye, İsrail, Fransa, ABD; Hizbullah, Dürzüler, Sünniler, Hıristiyanlar ve Filistin Kurtuluş Örgütünün de taraf olduğu savaşta 150 ile 230 bin insanın hayatına mal oldu. Bu uzun süreli kargaşa en çok Filistin halkını ve komşu Arap ülkeleri içinden çıkılması zor bir kaosa doğru sürükledi. Diğer bir sonuç da Suriye’nin FKÖ’nün destekçisi olduğunu ortaya koyuyordu. 1982 yılında İsrail Lübnan’ı işgal ederek Beyrut’a kadar ilerleyerek FKÖ’nü Beyrut’tan çıkardı. 14 Eylül’de de İsrail Batı Beyrut’u işgal etti. 16-18 Eylül’e kadarda İsrail ile ittifak yapan Falanjistler, Sabra ve Şatilla kamplarında yüzlerce Filistinliyi katletti. Başbakan Ariel Şaron bu katliam nedeniyle “savaş suçlusu” iddialarının gündeme gelmesine neden olmuştur.
  • 1987-1993 Birinci İntifada diye anılan ve İsrail işgaline karşı kitlesel ayaklanma, Gazze Şeridi’nde başlayarak Batı Şeria’ya kadar yayıldı. Sivil itaatsizlik, genel grevler, protestolar, barikatlar, ağır silahlarla donatılmış İsrail askerlerine ve tanklarına çocukların ön saflarda taş ve sopalarla karşı koyduğu bir direniştir. Taş atan çocuklara İsrail askerleri silahla karşılık verdiler. Çok sayıda Filistinli genç ve çocuk katledildi. Resmi açıklama yapılmamakla birlikte Birleşmiş Milletler bu sayının 1.000’in üzerinde olduğunu açıkladı.

(Devam edecek)


[1]BBC, Aljazeera, Reuters (bianet)

[2]Marksist.org 08.07.2016

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/1973_Arap-%C4%B0srail_Sava%C5%9F%C4%B1

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: