Fidel Castro…

Fidel Castro ismi 58 yıldan beri süregelen Küba sosyalizminin baş mimarı, komutanı (comandante) ve devrimcisi diye anılan ve bilinen halk adamını kısa ve öz olarak anlatmaya çalışacağım.

Asıl adı Fidel Alejandro Castro Ruz olan büyük devrimci 13 Ağustos 1926 günü Küba’nın Holguín iline bağlı bir körfez kenti olan Mayari kentinde doğdu. Babası küçük toprak sahibi ve mütevazı bir hayat yaşıyordu. Fidel, daha küçük yaşlarda ailesinden ayrılarak bir öğretmenin yanına Santiago de Cuba’ya gönderildi. Öğretmeni, içindeki öğrenme, keşfetme arzusuna cevap veremedi. Okuduğu okul da buna yeterli değildi. Daha sonraları çeşitli okullarda eğitimini sürdürdü. Kendi deyimiyle kendisine sağlam bir ahlaki anlayış kazandırdığı Cizvit okulundan mezun olduğu zaman hocasının dosyasına “sanatçı duyarlılığına sahip işlenmemiş bir elmas” diye not geçmişti. Yine kendi deyimiyle ”politika ile ilgisi olmayan oysa gelişkin denilebilecek bir adalet ve etik duygusuna sahip, dağ sporu ve okumayı seven hülyalı” bir delikanlıydı. Onun üzerinde en büyük etki bırakan da 19. Yüzyılda yaşamış Kübalı büyük düşünür ve devrimci José Marti’nin kitaplarıydı.

Genç Fidel Cizvit okulundan sonra başkent Havana Üniversitesi Hukuk Bölümüne kaydoldu. Politik mücadele ile burada tanıştı. İkna etme yeteneği, diksiyonu, hitabet yeteneği, siyasal zekâsı ile hükümet yanlısı öğrencilerin tüm engellemesine rağmen delege seçilmeyi başardı. Bundan sonra da üniversite içinde etkinliği artmaya başladı. Silahlı hükümet yanlısı çetelerle mücadele etti. Bir yandan İktidara muhalif gruplarla teması artarken öte yandan da ülke gündemiyle ilgilenmeye başladı. 1947 yılında Dominik Cumhuriyeti dikta yönetimi ve diktatör Rafael Leonidas Trujillo Molina’ya karşı halk hareketine destek vermek üzere enternasyonalist bir birlikte yer aldı.

1948 yılında Bogota’daki kent ayaklanmalarına katıldı. O tarihten sonra da Küba’nın kaderini değiştirmeye kararlıydı. Küba Halk Partisi’ne girdi. 1950-1952 yıllarında avukatlık döneminden sonra Temsilciler Meclisi seçimlerine katıldı. Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu. 1952 yılında Batista şafak operasyonu olarak bilinen ve ABD tarafından desteklenen bir askeri darbeyle Carlos Prío Socarras hükümetini devirerek iktidara el koydu. Tüm yasal yollardan siyaset yasağının getirilmesi üzerine Fidel Castro, Batista hakkında anayasayı ihlal ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu .[1] Ancak mahkeme tarafından reddedildi. Böylece Fidel Casto’nun Batista iktidarına karşı yasal yollardan siyasi mücadele yapması yasaklandı. Tüm demokratik yolların kapanması karşısında illegal mücadele istiyordu. Bu tarihlerde Latin Amerika’da gerilla mücadelesinden oldukça etkilenmişti. Aralarında kardeşi Raul’un da bulunduğu bir grup arkadaları ile birlikte Movimiento (Hareket) adlı illegal örgüt kurdular.[2]

Batista’nın katliamcı faşist yüzünü göstermesinden sonra Fidel ve arikadaşları herhangi bir askeri kışlaya baskın düzenlemek istediler. Bunun için de başkentten bir hayli uzak bulunan Moncada kışlası uygun bulundu. Bu kışlaya 120 kişilik bir grup saldıracaktı. İçerdeki askerler etkisiz hale getirildikten sonra Fidel bir radyo konuşmasıyla halk ayaklanması için çağrıda bulunacaktı. Durumu haber alan kışlada askerler kısa sürede toparlandı ve isyancılara ateş açtı. Bu saldırı tarihçilere göre “Donkişotvari” saldırı olarak nitelendirildi [3]. Yenileceğini anlayınca Fidel ve arkadaşları geri çekildiler. Ancak 60 arkadaşı öldürüldü. Bunların birçoğu dipçik darbeleri ile işkence edilerek katledildi. Geriye kalan yaralılarla Gran Piedra Dağı’na vardıklarında sadece 18 kişi hayatta kalmıştı. Fidel yoldaşlarına “Bugün yenildik ama mutlaka geri dönüp kazanacağız”diyerek umut vermeye çalıştı. Bu saldırı büyük kayıplara rağmen Havana’da büyük yankı uyandırmıştı. Olayların büyümesini göze alamayan Batista kışlasına çekilmek zorunda kaldı. Morali düzelen ordu, kent içinde şüpheli gördüğü herkesi sorgusuz sualsiz infaz etmeye başladı. Başta Komünist Parti olmak üzere muhalefetteki diğer partiler ile demokratik kitle örgütleri ve grevler yasaklandı. İktidara yandaşlığı ile bilinen gazeteler Fidel ve arkadaşları için “gözü dönmüş vahşiler”, “gangsterler”, “kökü dışarda anarşistler” gibi yayınlarla kamuoyunda algı operasyonu yarışına girdiler. Fidel için de “büyük suç örgütünün lideri” yakıştırmasında bulundular. Bu arada Fidel, yaralı halde dağda yakalandı. İnfaz edilmesi gerekirken, bu eylemlerinden etkilenen yetkili subay, Fidel’i sivil makamlara teslim etti. Mahkemedeki ünlü konuşmasında “Tarih beni haklı çıkaracaktır” başlığı altındaki savunması Küba’da büyük yankı uyandırdı. Savunmasında kokuşmuş Batista’yı ve rejimini ABD emperyalizminin bir kuklası olduğunu, Movimiento (Hareket) örgütünün iktidar programını açıklıyordu. Konuşmasında şunları aktarıyordu.

  • Fabrika kârının % 30’u işçilere dağıtılacaktı,
  • Yasadışı elde edilen servete el konulacaktı,
  • Topraklar, büyük toprak sahiplerinden alınıp, yoksul köylülere dağıtılacaktı,

Movimiento (Hareket) örgütünün yapmak istediği sosyalist devrim değil,”ulusal kurtuluş” devrimiydi. 16 Ekim 1953’te Santiago’daki Küba Yüksek Mahkemesi’nde yapılan yargılamada “Sayın yargıç siz beni mahkûm edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır!” (La Historia Me Absolvera) cümlesiyle biten ünlü savunmasından sonra devlete karşı suç işleyen örgütün lideri olmakla 16 yıla mahkûm oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle çıkartılan genel aftan yararlanarak serbest bırakıldı.

Cezaevinden çıktıktan sonra birçoğu sürgünde bulunan yoldaşlarını toplamak amacıyla Meksika’ya gitti. Burada Arjantinli Ernesto Che Guevara ile Kübalı bir devrimcinin evinde tanıştı. Che Guevara’ya “Küba’ya devrim yapmaya gidiyoruz, istersen bizimle gel” sözü de Che Guevara’nın tam aradığı şeydi.

2 Aralık 1956 yılında 82 yoldaşı ile birlikte ünlü “Granma” yatıyla Oriente eyaletine geçti. Batista güçleri ile yapılan savaşta büyük kayıplar vererek Maestra dağına çekildiler. 12 arkadaşı kalmıştı ve ellerinde sadece 9 silah vardı. Bölgedeki köylüleri kendi saflarına çekmeleri pek zor olmadı. Sayıları giderek çoğalan gerillalar, kentlerdeki muhalif güçleri de kendi saflarına çektiler. Batista’nın giderek dozunu arttırdığı terör eylemleri, gerek kırsal alanda olsun, gerekse kentte olsun mücadeleyi durdurmaya yetmedi. Her geçen gün, egemen sınıfların gözünde Batista iktidarı düşmeye başladı. 1955 yılındaki ülke çapında yapılan genel grevler, iktidarın gücünü daha da zayıflattı. 1957 yılında “Sierra Maestra Manifestosu”nu yayınlandı. Bu manifestoda sosyalist bir devrimden öte milli bir devrimin vurgusu açıkça kendisini belli ediyordu. Zaten Fidel Castro da o dönem sosyalizmle pek ilgili değildi. Nisan 1958 tarihinde Batista, isyancılara karşı “Verono Operasyonu” başlattı. Gerillaların sayıları az olmasına rağmen bu harekâtı püskürtmeyi başardılar. 20-26 Temmuz tarihlerinde de diğer muhalif gruplar Batista’ya karşı silahlı mücadele ittifakını kurdular. Küba ordusu da bu arada ikiye bölünmüştü. Askerlerin bir bölümü gerilla saflarına geçti.

Bu arada ABD’den de desteğini yitiren Batista siyasi desteğini de yitirmişti. 31 Aralık 1958 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’ne kaçmak zorunda kaldı. Fidel Castro ve arkadaşları 1959’un ilk günlerinde Havana’ya girdi. Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına getirtildi. Castro da başbakanlığa atandı.


[1] Gabriel Garcia Marquez Bildiğimi Düşündüğün Fidel (Yayına Hazırlayan Abdurrahim Sercan 14 Ekim 2006.

[2] age.

[3] age.

Bunları da beğenebilirsin