Faşistlerin arkasında bıraktığı kanlı işaretler…

Bundan yıllar yıllar önceydi. küçücük bir kız çocuğuydum. Sene 1975, 1 Kasım’ı, 2 Kasım’a  bağlan gece, o gece Pier Paolo Pasolini Roma da Ostia denilen yerde bir cinayete kurban gitti. Onun da babası RAVENNA’lıdır, köklü bir aileden gelir. Öldüren Pino denilen 17 yaşında çelimsiz bir çocuktu. Sonradan katillerin 7/8 kişi oldukları anlaşıldı; hatta sadece insan değil kilise ve devlet olduğu da anlaşıldı. Ve kanıt diye direten geri zekâlılar için 5 kişinin daha DNA’ları sağda solda bulundu bilinsin diye yazıyorum…

Çok uzun zaman bunun bir eşcinsel cinayeti olduğu hikayesi yedirildi dünyaya. Ama en başından beri değildi. Yani bunu yazarken bile eşcinselleri ötekileştirmekten korkarak yazıyorum, ama bu bir aşk falan filan cinayeti değildi.

Evet Pasolini şairdi, yönetmendi, komünistti, entelektüelliğin Allah’ıydı, çok yakışıklıydı kitapsız, çok hem de ve eşcinseldi…

Ama onu öldüren eşcinsel olduğu için öldürmedi. Son filmi Sodom’un 120 günü nü yapmıştı ve faşizmin karnını deşiyor bütün bütün yüzümüze fırlatıyordu filmde dışkıyı…

Yazdığı kitabını “Gramsci” ye ithaf etmişti ki Gramsci ayrı bi zamanın gönül yangınıdır. Bizim buralarda adı sanı bilinmez Gramsci’nin, ama bilenlerin önünde saygıyla diz kırar ve selamlarım onları da…

O gece olanlar aslında çok zor yazılabilir ama hatırlanmalıdır, çünkü bugün Ankara da Amed’de İstanbul’da olmaya devam ediyor…

Onlar, yani 17 yaşında ki gençler(!) Pasolini’yi Alfa Romeo marka arabasından çıkarıp dövdüler, öldürene kadar hem de. Dokuz canlıdır Pasolini asla kolay ölecek biri değildi; ölmediğini fark edip yine dövdüler defalarca ve defalarca. Faşistler işlerini hep böyle halletmez mi zaten. Sonra arabayla üstünden geçtiler. Ben dahil annesi dahil öpmeye kıyamadığımız narin bedenini sokak ortasına serdiler, ezilmiş bi hayvan gibi, sonra da onun arabasına binip gittiler/kaçtılar…

Çok çok üzgünüm; halen üzgünüm o geceyi düşününce. Benim gibi kadınların her şeye yeten gücü, rüzgârı durduran, acıları azaltan, fırtına çıkaran, çocuk yaratan gücü yani nasıl yetmiyor böylesi adamları korumak için anlamıyorum halen…

Bi adam var adı David Grieca. Geçen yıllarda bu konuda bi belgesel film yaptı. Adı La Macchinazione. İşte bu vesileyle/yaptığı belgesel dolayısı ile yazmış bi yerlerde. Nerdeyse ne düşünüyorsam onu yazmış aslında…

Demiş ki David Grieca;

“Pier Paolo Pasolini’nin eşcinsel olduğu ve tehlikeli bir yaşam sürdüğü gerekçesiyle öldürüldüğü konusunda yapılan yorumları okumaya dayanamıyordum. Bu “resmi gerçek” kırk yol boyunca sessizce ilerleyen kötü huylu bir tümör gibi yayıldı. 2 Kasım sabahı İdroscalo’da cinayetin işlendiği yere benimle gelen adli hekim Faustino Durante, bu bir ‘mezbaha” dedi. Pasolini’yi 9 yaşındayken tanıdım. Onunla birlikte çalıştım ve son günlerine kadar arkadaşıydım. Komünist, burjuva, gazeteci ve kenar mahalle arkadaşımdı. Pasolini’nin vurguladığı gibi neden konuştuğumu biliyorum ama yeterli kanıt yok elimde. Bir tek işaret, yüzlerce işaret mevcut. Bir zamanlar üç işaret, bir kanıttır denirdi, ama yüzlerce işaret, olan biteni görünmez kılıyor.

Cinayetin işlendiği gece Pasolini’nin katilleri birden çoktu. Yeniden açılan soruşturmayı yürüten savcılar Pasolini’ye ait giysiler ve objelerde beş farklı kişiye ait DNA örnekleri saptadı. 17 yaşındaki çelimsiz Pino Pelosi, sadece bir yemdi. Pasolini, Pino’yu tanıyordu. Termini istasyonundaki randevuya, 60 kilometre yol kat ederek kaçamak bir cinsel ilişki tüketmek için gitmedi. Pasolini ve Pelosi, Idroscalo’ya “Salo” ya da “120 giorni di Sodoma” fimlerinin çalınan bobinlerini almak için gittiler. Tarihte ilk kez bir filmin negatifleri çalındı. 2 milyar liret fidye talep ettiler. Ancak daha sonra hiçbir şey istemeden geri verdiler. Tek amaçları Pasolini’yi öldürmekti.”

Evet bazen yüzlerce işaret olan biteni görünmez kılıyor. İşte bizim başımıza da bu geliyor. Faşistler, diktatörler o kadar çok işaret bırakıyorlar ki kör oluyoruz, bakamaz oluyoruz. O gün Pasolini için bu sadece bir “şey ” di diyenler bugün Nuriye ve Semih de, Ali İsmail’de, Berkin’de Hrant’da da aynısını yapıyorlar…

Not: sinemadan anlarım o bağlam da söylemek isterim; Fellini’nin asistanı Pasolini’dir; Pasolini’nin asistanlığını da Bertolucci yapmıştır. Sinema işi iki gözüm benim de, takıldığım Nişantaşı’nda ki, Karaköy’de ki Hipster Cafeler’de lak lak yapmaya benzemez yani…

Görsel: işte Pasolinin kanlı gömleğidir. Eyüp’ün Yusuf’un gömleği ile karşılaşması gibi gözüme sürsem anlar mıyım onun hiç ölmediğini bilemiyorum açıkçası…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları