Eşcinseller İbne Değildir, İbnelik Bir Huydur

Yaşadığımız günlerde T.C. tarihinin kara sayfalarına büyük bir insan hakları ihlali destanı daha yazılıyor ve ne sen bunun farkındasın, ne de gram umurunda.

Biliyor musun, lgbti örgütlerinin bütün etkinlikleri yasaklandı.

Önce Ankara Valiliği 18 Kasım 2017 tarihinden itibaren sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi, sergi gibi etkinliklerinin tümüne süresiz olarak yasak getirdi, ardından da İstanbul Valiliği tarafından 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü çerçevesinde Taksim’de gerçekleştirecekleri yürüyüş ile kapalı alan film ve söyleşi faaliyetleri engellendi..

Bu yasakların gerekçesi ise şu:

“Başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi.”

Son derece soyut bir “başkaları” kavramıyla ifade edilen muğlak bir insan topluluğunu korumak bahanesiyle, zaten hiçbir yaşamsal hakkını olması gerektiği gibi kullanamayan lgbti bireylerin en temel hak ve özgürlükleri yasaklandı! Evet, bu da oldu bu coğrafyada. Ama ibnelerin dertlerinden kime ne!

Tıpkı Kürtlere, Ermenilere, bütün ötekileştirilmiş halklara bakış açısı gibi, lgbti’lere bakış açısı da bu ülke aydınının ve muhalifinin turnusol kâğıdıdır. Hatta ilk sırada gelenidir.

Çünkü lgbti’ler HERKESİN ÖTEKİSİ’dir. Mah cemalleri, huşuyla sıkılmış sol yumrukları ve ajitatif sloganlarıyla hemen her eylemde yeri göğü inleten sözde insan hakları savunucusu ağır abi ve ablalarımızın, cengâver devrimci gençlerimizin neredeyse hiçbirini onların direnişlerinde göremeyiz. İş lgbti’lerin yaşam hakkı ihlallerine gelince birçoğu gizli ya da açık homofobik olan bu yüce şahsiyetlerimizin hemen hepsi anında topuklayıp arazi olur.

Geçen yıl yakılarak öldürülen trans kadın Hande Kader için sosyal medya platformunda o günün modası olması vesilesiyle timsah gözyaşları dökerek ah vah edenler bile, onun katledilişini protesto eyleminde yoktu örneğin.

Şimdi özellikle bu ikiyüzlü aydın-devrimci-muhalif arkadaşlara konuyla ilgili birkaç cümle etmek istiyorum:

Bugün artık bilimsel olarak da kanıtlandı ki eşcinsellik bir hastalık, bir sapıklık değil, doğuştan gelen bir durumdur. Bazı insanlar yanlış bedende doğar.

Hiç kimsenin içine doğduğu etnik kimliği seçme şansı olmadığı gibi, içine doğduğu bedeni seçme şansı da yoktur.

Böyle doğmaları asla kendilerinin iradî seçimi olmayan bu insanlar ne yapmalı peki?

Kendilerine ait olmayan bedenlere hapsolmuş acı çeken ruhlarıyla rol kesmek suretiyle hem kendilerini hem de bütün dünyayı kandırarak mı yaşamalılar hayatları boyunca?

İnsanı böyle riyakârca davranarak kabul ve saygı görmek mi haysiyetli bir birey yapar, kendisi olmak için her şeyi göze almak mı?

Böyle yaşamak, yaşamak mıdır?

Buna “evet” diyen, hatta tam da böyle yaşayan milyonlarca haysiyetsizin olduğunu biliyoruz bu ülkede.

Ve bu haysiyetsizlerin nasıl da gözünü kan, kin ve nefret bürümüş caniler olduklarını da…

Onlardan biri ya da birkaçı, gaza gelerek ya da organize olarak, kendi aşağılık gerçekliklerine bakmadan, kısacık ömrü acı ile geçmiş bir transseksüeli, bir eşcinseli gururla katleder sık sık.

Ve bu şekilde dünyayı daha iyi bir yer yaptıklarını düşünürler.

Tıpkı, translarla beraber olan erkeklerin erkekliklerini bir kez olsun sorgulamayıp, hatta bunu erkeklikten sayıp, onlara seks işçiliği yapmaktan başka hiçbir seçenek bırakmayan toplumu yargılamayıp eşcinsellere nefret kusan, onların varlığında kendi yüzleşmek istemedikleri riyakârlıklarını görmemek için ölü olmalarını tercih eden milyonlarca kara kalpli insan gibi…

Çoğunluğun bir trans kadın öldüğünde dünyanın daha iyi bir yer olduğunu düşündüğü bir ülkede yaşıyoruz.

Artık bu coğrafyada dünyayı daha iyi bir yer yapmanın formülü bütün güzel, özgün, farklı, kendi olma casaretine sahip insanları, bütün muhalifleri, bütün ötekileri katletmek!

Ve bu ülkede bugün bu kesimlerin ‘en ötekisi’ olan insanların en temel haklarını kullanması, üstelik de “başkaları” kelimesiyle ifade edilen yığınların “haklarını ihlal ettiği” gibi akıllara ziyan bir gerekçeyle yasaklandı; fakat bu büyük insan hakları ihlali, yurdumun muhteşem aydın-devrimci-muhalif tayfasının ipinde bile olmadı.

Her gün etnik kimlikleri ve politik tercihleri nedeniyle ötekileştirilmekten şikâyet eden sözde mazlum kesimler, yurdumun bütünlüklü yaşam algısından yoksun sınırlı-sorumlu muhalifleri, herkesin ötekisi olan bu insanların sorunlarına karşı her zaman olduğu gibi üç maymunu oynuyor.

Çünkü etnik sorunlarla sınıf sorunundan öteye geçemeyen sınırlı-sorumlu devrim tanımları ve atgözlükleri yüzünden, halihazırdaki çarpık cinsellik algısıyla yüzleşilip onunla barışılmadığı sürece evrim ve devrim yolunda bir adım bile yol alınamayacağını göremiyorlar.

İkiyüzlü toplumsal ahlâkın frengili bacak arasına kaptırdığı boynunu bu cendereden kurtarmadığı sürece insanın asla özgürleşemeyeceği gerçeğini kabul edip içselleştirmeye yanaşmıyorlar.

Ahlâkın asıl aranması gereken yerlerde değil, yatakta aranmasına devam edildiği sürece, ahlâksızlığın arş-ı âlâyı aşacağını anlayamıyorlar.

Oysa ki insan sevdiği sürece değil, sevmediği sürece sorun vardır.

İnsan sevişirse değil, sevişemezse insanlıktan çıkar.

Sevişmek kimsenin canını yakmaz, kimsenin geleceğini çalmaz, kimseyi aç bırakmaz, kimseyi öldürmez, kimseyi sömürmez, kimseye kalleşlik yapmaz.

Tam tersi, insanın ruhunu arındırır; insanı insan yapar!

Yeter ki ayıp, günah ve kirli olduğu düşünülerek suçluluk duygusuyla yaşanmasın.

Yeter ki insan kendisine karşı dürüst, karşındaki insana olan duygularında ve yaklaşımında samimi olsun.

Yeter ki kendi kararlarını verme yetkinliğine sahip erişkin bireyler arasında, hiçbir baskı, şiddet, yalan ve tehdidin etkisiyle olmadan, tamamen özgür irade ve rızayla yaşansın.

Cinselliğin tabu olduğu ülkeler, her türlü sapkınlığın tavan yaptığı ülkelerdir.

Tıpkı kadınlara, çocuklara ve hatta hayvanlara tecavüzün, en ağır şiddetin, cinayetin, ensestin, her türlü rezaletin en yaygın olduğu ülkelerden biri olan heteroseksülsevici T.C.’de olduğu gibi…

Kendi sahte hayatının, karanlık iç dünyasının kokuşmuş gerçeklerine bakmadan başkalarının bacak arasının bekçisi olmaya kalkışmak hiç kimsenin haddi değildir. Asıl ahlâksızlık budur.

Bütün ahlâksızlıkları sevişmeyi ahlâksızlık sayan insanlar yapar.

Bütün alçaklıklar, zalimlikler aşkla sevişmeyi bilmeyen insanların başının altından çıkar.

Sevişmekten bahsediyorum; çoğunluğu birbirini sevmeyen insanların belediye nezaretinde yaşadığı tecavüze eşdeğer duygusuz cinsel birleşmelerden değil, sevişmekten… Yurdum insanı sevişmediği için, aşkla sevişen insanlardan nefret eder.

Sevişmeyi ahlâksızlık sayan bir kısım yurdum erkeği gizlice seks satın alarak ruhunun en ücra köşelerini ortaya döktükten sonra, yattığı transa ya da travestiye ibne deyip ellerini yıkayarak steril heteroseksüel dünyasına döner. Ahlâklı ve namuslu heteroseksüel erkekler olarak karılarının koynuna girerler. Hayatın içinde en homofobik şahsiyetler olarak rol kesen bu ağır abiler, bir de üste her ortamda daha dün yattıkları translara nefret kusarlar. Asıl nefret duyduklarının, kendi ikiyüzlü varlıkları olduğunun farkına bile varamazlar. En sevdikleri küfürdür ibne!..

Oysa ki eşcinseller ibne değildir. İbnelik bir huydur ve daha çok ikiyüzlü heteroseksüellerde bulunur.

Kimdir asıl namussuz bu durumda sormak isterim? Kimdir asıl ahlâksız?

Sevişmek, bütün masumiyetini sonsuza kadar kaybetmiş olan insan denilen canlının elinde kalan son kaledir ve o kaleyi korumak için bütün varlığıyla mücadele etmek zorundadır.

Kimin kiminle seviştiğinden kime ne?

Ahmet Mehmet’i seviyormuş, Ayşe Zeynep’e âşıkmış sana ne?

Cinsellik baskısı, faşizmin insana yönelik en ağır saldırısıdır. Cinselliğine sahip çıkma mücadelesi ise, insanın faşizme karşı en büyük direnişidir.

Ve kendine aydınım, muhalifim, devrimciyim diyen herkes, cinsel kimliği ne olursa olsun bu direnişte lgbti bireylerin yanında saf tutmak zorundadır.

LEZBİYENLER, GAYLER, BİSEKSÜELLER, TRANSLAR, TRAVESTİLER, İNTERSEKSÜELLER VARDIR!

Fakat ne yazık ki bugün bu insanların zaten inanılmaz zorluklar içinde yaşadıkları cinsel kimliklerine sahip çıkma, biz de varız deme yollarının tamamı tıkanmış, bütün temel hak ve özgürlükleri ellerinden alınmış durumda.

Ve ne sen bunun farkındasın, ne de gram umurunda.

İşte tam da bu yüzden, bin yıl da yaşasan sen de evrimin ve devrimin gram umurunda olmayacaksın asla.

Bunları da beğenebilirsin