Elleri kanlı  politikacı kadınlar

Dünyanın yarısı olan, Kibele gibi bir Tanrıçanın ruhunu taşıyan, doğayı, verimliliği, üretkenliği taşıyan bir geçmişe sahip kadınlar ne oldu size de böyle ellerinizi kana buladınız? Neden Hypatia kadar bilge olmayı değil de katilliği seçtiniz? Nedir sizi buna iten güç?

Politik arenadaki kadınların çoğunluğu insanın içini sızlatıyor. Başarıya ulaşmak için  yaptıkları şeylere bakınca insanın aklı duruyor adeta. Ben bu tür kadınları Lady Macbeth’e benzetiyorum. Aç gözlü,  soğukkanlı, acımasız, katil.  Hatta kadınlığından vazgeçmeyi göze almış hırslarının kurbanı kadınlar.

Bilirsiniz Lady Macbeth de kraliçe tahtına oturmak için elini kana buladığında sadece hafif bir ürperti hissetti o kadar. Önemli olan amacına ulaşmaktı. “Durmayın gelin, arıtın beni kadınlığımdan.” derken kadınlığından çoktan vazgeçmişti. Tahtını korumak için bir taş gibi sert olmak zorunda hissediyordu kendini.

Çoğu zaman taht mezarı oluyor insanın.

Tahtı vardı ama mutsuzdu kadınlar. Tıpkı bir madenden yoğrulmuş kadar sert olan Lady Macbeth yaşadığı düş kırıklığı sonucu kana bulanmış ve sürekli kan kokuyor sandığı ellerini yıkamakla geçiyordu ömrü. Tahta oturmak için onca cinayete, kadınlığından vazgeçmeye değmeyeceğini öğrendiğinde iş işten geçmiş Lady çökmüştü, çıldırmıştı.

Türkiye’nin de “Tak” diye emreden erkekleri  “şak” diye  emirleri yerine getiren Lady Macbeth’leri oldu. Bizim Lady’ler amaçlarına ulaşana kadar naif, sessiz, hatta utangaç kadınlarken arzuladıkları makama ulaştıklarında ellerine bulaşan kanları ne kadar yıkadılarsa temizleyemediler. Örtülü ödenekleri, insanların katlinde kullandıklarını övünerek anlattılar.

Bu Lady’ler o kadar çoğaldı ki şimdi birisi ellerine yaktığı kınaları göstererek, ırkçılık çığlıkları atıyor. Öyle korkunç ki sanki içinde acımasız, katil, savaş sever bir erkek saklı.  Kadın savaş istiyor! Hatta gözünüzü kapattığınızda çıkardığı ses bir kadın sesinden çok erkek sesi. Yürüyüşleri de erkek, bakışları da…

Bu sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın her yerinde böyle. Birleşik Krallığın ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher, erkeklere taş çıkartan sert ve çatışmacı tutumuyla tarihe geçti. Lakabına bakar mısınız? Demir Lady!

Dünyanın en cesur kadınları arasında gösterilen Benazir Butto ise iki kez oturduğu tahtını hayatını kaybederek ödedi.  Kadınların taht kavgalarına baktığımızda Osmanlı dönemindeki kadınlar birinciliği ne  Elizabeth’e ne başka kraliçelere kaptırmazlar. Düşmanlık duydukları, amaçlarına giden yolda engel gördükleri ne varsa yok etmekten kaçınmazlar. Bu elleri kanlı kadınların tek suçları kadınlıklarından vazgeçmeleriydi bence.

Bilmiyorum meclis toplantılarında hiç dikkatinizi çekti mi kadınlar?

Yürüyüşleri, el- kol hareketleri,  birbirlerine yaptıkları hakaretler bir kadından çok erkeğe ait değil mi? Onları anlıyorum elbette, bu güne kadar hep erkek işi olarak algıladık politikayı. Kadınların politikada yer alması şunun şurasında kaç yıl oldu ki? Hal böyle olunca da özlenilen makamlara ulaşmak için erkek dili, erkek tavrı takınıyor kadınlar. Yumuşacık ruh halinden, kadınlığından vazgeçişin korkunç ağırlığıyla yaşamak kolay olmamalı.

“Erkek gibi kadın”

“Hükümet gibi kadın”

“Demir Lady”

pohpohlamalarıysa  katı yürekli, ruhsuz, kindar bakışlı kadınları çoğaltmaya başladı.

Eli kanlı zalim kadın politikacılardan  usandık!

Bize Lady Macbeth gibi eli kanlı, pişmanlık yüklü kadınlar lazım değil.

Biz Hypatia gibi bilge ve cesur kadınlar görmek istiyoruz.

Kadınlar, ancak kadınlığından vazgeçmediği zaman  özlenen başarıya ulaşacaktır.

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: