Dolduruyorum ana rahmime sözlerimi

Böyle zamanlarda en güzel şarkıları doluyorum dilime. En ince topuklu ayakkabılarımı giyip yürüyorum kaldırım taşlarının arasından. Hani şu domates demleyip, çay doğradığımız zamanlar.

Zor diyorlar adına. Hani yarının hep geç geldiği…

Ben keşif diyorum. Bir sürü yeni şey keşfediyorsun, bir sürü insandan yeni bir sürü insan çıkıyor ortaya.

Çoğalıyorsun…

İnsanlığımın evcilleştirilmiş düşüncelerinden sıyrılıyorum bu zamanlarda. Sanıldığının aksine duygular yaratmaz düşünceyi. Düşünce duygulara, duygular eyleme dönüşür aslında. Sıyrılıyorum o evcilleşmiş düşüncelerden, nadasa çekiyorum duygularımı. Suçlamıyorum böylece, ne yargıç, ne suçlu, ne ceza…

Şöyle kenara çekilip kimde ne kadarım fantezilerine dalmaya kalksam, kimleri hangi koğuşa koyayım bilemem ki… Ki zaten unutup kırdığım kalemleri ziyaret etmeye kalkarım… Ve benim dünyam bir cezaevi olmaktan fazlasını hakediyor.

Suçlamıyorum…

Yazıyorum müebbeti cenin halime. Dolduruyorum ana rahmime ellerimi, gözlerimi, sözlerimi, yüreğimi ve beynimi… Yine şekerle karabiber serpiştiriyorum tavada demlediğim patateslere ve sıyrılıyorum…

Hangisinden kaç tutam atacaktım, tatlı kaşığı mıydı yoksa yemek kaşığı mı derken ortaya çıkan yeni insan türlerini unutuyorum. Gördüklerimi…

Unuttukça yarının hep gecikmiş olduğunu da hatırlamıyorum böylece. Yarın, mutlaka yüreğimin rengiyle bir gün gelecekmiş gibi unutarak yaşıyorum. İyice ütülüyorum ayakkabılarımı ve yürüyorum…

Anne canın yanıyor mu yine?

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: