Dicle – Fırat kana doymayacak mı?

Ölülerin yaşayanları gömdüğü bir tarihsel süreçten geçiyoruz.

Türkiye’de tarih yazıcılarının durumu gerçekten çok vahim!  Neye göre tarih yazdıklarını çok merak ediyorum. Acaba kaç tarih yazarı ülkenin mimarisini, mezarlarını, coğrafyasını inceledi?  Kaç tarih yazarı ülkenin dilini, kültürünü inceledi?

Mimari ve mezarların dili vardır.

Bir tarihçi sözgelimi bir kentin kalesine, köprülerine, evlerine baktığında mutlaka geçmişe gitmiş ve gelmiştir. Gördüğü köprülerle, kalelerle mutlaka kendince konuşmuştur.

Biliyoruz ki çoğunlukla masa başında bir tarih yazımı söz konusu bu ülkede. O yazılan tarih ne kadar bizi anlatır, geçmişimize ışık olabilir? Geçmişi aydınlatmayan bu tarih yazımı bu gün yaşadığımız bir çok sorunun ve/veya karmaşanın da nedeni olabiliyor…

Tarihçileri masadan kaldırıp sahaya inmeye mecbur kılmadıkça bu sorunların sürmesi kaçınılmaz görünüyor. Tarih dünü anlatmakla sınırlı bir bilim dalı değil, o dünden bugünü örnekler taşıyan yaşama dokunan bir disiplindir. Tarih yaşama hizmet etmedikçe düşmanlıkları körükler, nefreti beslemekten başka bir işlev görmez. Özellikle resmi tarih yazımının ulusalcı dar gömleği üzerinden çıkarması, her konuda haklı olduğu paranoyasından kurtulması bu ülkenin bugünü ve ve yarını için önemli bir mihenk noktası olacaktır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, dünyanın her yerinde benzer bir tarih yazımını görüyoruz. Ulus ve ulus devlet oluşum süreci ile zehirlenmiş bir tarih yazım anlayışıdır bu. Aslında beni en fazla düşündüren şey şu vatansever olduğunu iddia edip tarihten örnek verenler. Tarih doğru yazılsaydı daha az mı vatanperver olacaktık? Ya da törelerimize daha mı az sarılacaktık? Hayır!  Bizim derdimiz vatanla, toprakla, dağla taşla değil. Bizim derdimiz insan ve insan haklarıyla… Bizim derdimiz gerçeklerle.

Son yıllarda popülist senaryolarla çekilen filmlere, yazılan romanlara da kuşkuyla yaklaşıyoruz. Yine aynı maske aynı paranoya devam ediyor. Biz haklıydık, kahramandık.   Beynimize zerkedilmiş resmi tarih perdesini yırtacak eserlere ihtiyacımız var.

Günümüzde “Güçlü Alman ruhu” “Bir Türk dünyaya bedel” “ Yenilmez Persler”  “Bir kıtadan diğer kıtaya fetihler” devri kapandı.  Avrupa savaş tarihini kapattı. Bir daha Hitler gibi bir zalimin çıkacağını sanmıyorum.  Tanrının unuttuğu yer Ortadoğu’da ise savaş bitmeyecek gibi görünüyor. Çünkü insanın ilk iskân ettiği, ilk medeniyetleri kurduğu, ilk kentleşme ve tarımla tanışması bu coğrafya da olmuştur. Toprak mülkiyeti ve mülkiyet ilişkileri ilk burada ortaya çıktığından insan savaşı burada keşfetti. O gün bu gündür Fırat ve Dicle kan akıyor.

Zafer ulaşılmaz değildir. Zafer beklentileriyse ölümleri çoğaltmaktan başka işe yaramıyor. Bugün kazanılan zafer yarın yenilgi olabiliyor. Oysa tarihin geleceğe, insana sunacağı öyle çok şey var ki… en önemli hizmet yaşamdır. İnsan ise hümanizmayla donatılmadığı sürece toprak  daha nice yıllar kanla sulanacak gibi görünüyor.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları