Dersim’in Kayıp Edilemeyen Kızları

Bir kaç ev ötemizde yetmişlerinde bir teyze var. Beni her gördüğünde, ‘paşam,’ diyor. Geçen bir parça cevizli sucuk göndermiş;
“boğazımdan geçmedi paşama verin,” diye. beş oğlu, üç kızı varmış. Tövbe hiç birini görmedim. Seksen yaşlarındaki kocası ile yalnız yaşıyorlar. İşte bu teyze bana paşam deyince içimden bir şeyler kopuyor. Ellerine sarılıp öpsem, sırtıma alsam, koşsam koşsam sevincimi anlatmaya yetmez. Başka bir teyze daha var hemen karşımızdaki evde oturuyor, eşim Ayşegül’e kızına bakarmış gibi bakıyor. Onunda çocukları varmış ama iş güçten dolayı göçmüşler teyzede yaşlı ve eşiyle yalnızlar. Geçen gün bu teyze elinde çöp yürüyormuş Ayşegül elindeki çöpü almış. Teyze izin vermemiş, çöp de ağırmış hani… Ayşegül zorlamış almış. Atıp geri döndüğünde teyze ağlıyormuş. Teyzeye neden ağladın diye sormayan Ayşegül üzgün eve geldi:

“Çöp atmaya evinde kimseleri bulamayana soru mu sorulurmuş.” Hemen altımızda başka bir çift yaşı yaşıyor. Koca yatalak, teyze ise yetmişlerinde yazları köye gidiyor, kışları beldeye dönüyorlar. Köy hemen karşı tepede ama başka ülkedeymiş gibi öylesine sıla hasretinde ve de üzgünler ki anlamak için onları tanımanız lazım. Teyzem beldeye gelirken kimliğini köydeki evde unutmuş. Senin arabayla gidelim dedi. Beraber köye çıktık. Yirmi haneli köyde sadece bir ev kalmıştı (onlar da bir hafta sonra düze inecekmiş). Yazın köyde on ev oluyormuş. Yaşlı oldukları için tümü kışın mecburen düze iniyorlar ama ağlayarak, üzülerek.

Yaşlılar toprağın ne olduğunu biliyor. Gecen yıl işte bu teyzenin kocası çok kötü hastalandı. Doktor ölecek deyince amca illa beni eve götürün, demiş. (O günden beri ne yaptıysak hastahaneye götüremedik. Ölürsem evimde ölürüm diyor da başka şey demiyor)

Amca ölüm yatağındayken beş çocuğundan bir kızı, bir de oğlu geldi. İkisi de çok üzgündü. Amca ölmeyince kız ikinci üniversitesine erkek ta (ne işi varsa artık) Sibirya’daki işine geri döndü. Diğer çocukları henüz göremedik. Teyze de hasta ama hayat arkadaşını bırakıp hastahaneye dahi gidemiyor. Elde değil mecbur kalıyor. İşi olduğunda yüzünü yere indirip utana çekine bize geliyor. Lakin diğer yaşlılar gibi çocuklarına laf da söyletmiyor.

Dersim’in kayıp kızları ne denli iç yakıcı ise kayıp olmamak için direnen yaşlıları o denli yıkıcı.
Bir çoğu çocuklarının yanına başka kentlere gidebilirlerse de (çocukları sürekli yanlarına çağırdığından) kutsal bildiği topraklardan elleri olmuyor. Bu yaştan sonra o kentlerde yitip gideceklerini iyi biliyorlar. Onlar için doğdukları toprakların, suyundan, havasından, dağından olmak ağacın köklerinden olmasıyla bir. Direngen bağlılıkla geçmişlerine tutunmuşlar çoğu kendi işini kendisi görebiliyor. Ama işte ah! Çeke çeke

“Nerede gençlerimiz,”

Dersim Türkiye’de Yaşlı nüfusu en yüksek illerden en yaşlı nüfus içindeki payının ise en yüksek oranda bulunduğu kent (%31,8) bulunduğum beldenin ise neredeyse yarısı yaşlı. Bir kaç köy okulu dışında bildiğim tüm köy okulları öğrencisizlikten kapalı beldelerde ve ilçelerde bir en fazla üç ilkokul var, bir ortaokul bir de lise. Bu okullarda da sınıf mevcutları yirmiyi geçmiyor. (ortalama on- on beş arası) İstanbul’da Dersim’deki Dersimlilerin üç beş katı yaşamakta, tahminimce Berlin, İzmir, Mersin gibi illerde benzer oranlamalar yapılabilir hani neredeyse Elazığ’daki Dersimli nüfusu dahi Dersim nüfusuna ulaşmak üzere.

Tanıdıklarının arasında boğulmamak, benliğini bulmak için bazen doğduğun topraklardan uzaklaşmak lazım. Hazır Dersim’in “Kayıp Kızları” yarası yeniden dillenirken sözüm bir şeyleri bulmuşlar, aradığı şeyleri gittiği yerlerde bulamayanlara belki de tamamen kaybolmamak için şimdi dönmek lazım.

(fotoğraf Bianet’ten)

Bunları da beğenebilirsin