Çiçeğimiz, böceğimiz, baştacımız KADINLAR…!

Ne kadar çok duyuyoruz bu sözleri, ne kadar çok inanıyoruz ve de ne kadar çok bunlarla övünüyoruz değil mi?
Ama Sezgi’yi biliyorsunuz daha on beş yaşındayken, facebook tan tanıdığı biri, üç arkadaşı ile birlikte, Sezgi’ye eroin vererek tecavüz ediyorlar ve yetinmeyip işkence ederek öldürüyorlar. TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz’a adamın biri evlenme teklif ediyor, reddedilince kadını öldürüyor, mahkeme ceza indirimi yapıyor, nedeni sanık bu eylemi aşırı sevgiden yapmış…!!!

Prof. Dr. Esin Küntay’ın küçük yaşta bedenini satan çocuklarla ilgili bir araştırması var, bu çocuklar İstanbul’da Anadolu yakasında başta Kadıköy, Bostancı, Maltepe de, Avrupa yakasında ise başta Beyoğlu’nun arka sokakları, Etiler, Laleli, Aksaray, Beylikdüzü’nde bulunuyorlar. Ortalama 14-18 yaşındalar, aralarında 10-11 yaşlarında olanlarda var. Bunlar aile içi şiddet ya da ensest olaylarından kaçıyorlar, zaten bekaret giderse yapacak sadece iki şey var ya intihar edeceksin ya da kaçacaksın, kaçınca sokaklarda bunları avlayan şebekeler var, ellerine düşünce dediklerini yapacaksın yahut onlar tarafından şiddet göreceksin, şiddetten kaçış yolu yok, bu düzende şiddet kadının fıtratında var…!!!!

Çalışan kadınlar da hiçte kendilerini kurtarmış gibi değiller. Erkekle aynı işi yapacaksın lakin daha az ücret alacaksın, aşağılanacaksın, tacize uğrayacaksın bazen güvenceli ama çoğu zaman güvencesiz çalışacaksın, posan çıkınca paydos edeceksin, eve gelince dinlenmek yok, yatana kadar mesai devam edecek.

En iyisi çalışmamak diyeceksiniz, evde otur, ev işleri tabi ki televizyon baş eğlence, kim ne giymiş, nereye gitmiş, kim kimi öldürmüş, yaralamış, dövmüş… olumsuzluklar had safhada, ah ahlar, vah vahlar ve beyin felcine esir düşmüş, akıl tutulması yaşayan milyonlar…!

Örnekler çok, hiçte çiçek gibi, baştacı gibi değil kadınlar, arada iyi insanlar çıkıp suçluların peşine düşüp sivrisinekleri cezalandırmaya çalışıyor lakin bataklık sürekli sivrisinek üretiyor ve durum değişmiyor, demekki sorun bataklığı kurutmaktan geçiyor.

Çünkü bataklığı yaratan şiddete dayalı erkek egemen toplum düzeni, Lenin 1919 yılında kadın sorunu ile ilgili bir konuşmasında;
”Burjuva demokrasisi özgürlük ve eşitlik üzerine kulağa hoşgelen sözler, tumturaklı sözcükler, abartmalı vaatler ve gürültülü sloganlar demokrasisidir; gerçekte ise bütün bunlarla kadının özgürlüksüzlüğü ve eşitsizliği, çalışanların ve sömürülenlerin özgürlüksüzlüğü ve eşitsizliği gizlenir.

Sosyalist demokrasi ya da Sovyet demokrasisi, kulağa hoş gelen, ama yalan olan sözleri bir yana atar ve “demokrat”ların, mülk sahiplerinin, kapitalistlerin ya da tahıl fazlalarını aç işçilere fahiş fiyatlarla satarak zengin olan tok köylülerin iki yüzlülüğüne amansızca savaş açar.

Kahrolsun bu çirkin yalan! Ezilenler ile ezenlerin, sömürülenler ile sömürenlerin “eşitliği” olamaz, yoktur ve olmayacaktır. Kadın için erkeğin yasal ayrıcalıkları karşısında hiçbir özgürlük olmadıkça, sermayenin boyunduruğundan işçinin; kapitalistlerin, mülk sahiplerinin tüccarların boyunduruğundan çalışan köylünün hiçbir özgürlüğü olmadıkça, gerçek “özgürlük” olamaz, yoktur ve asla olmayacaktır.

Bırakın yalancılar ve ikiyüzlüler, beyinsizler ve körler, burjuvazi ve yandaşları, genelde özgürlük, genelde eşitlik ve demokrasi konusundaki hoş sözleriyle halkı aldatmaya çalışsınlar.

İşçilere ve köylülere şunu söylüyoruz: Yalancıların maskelerini indirin, körlerin gözlerini açın, onlara sorun:

  • Hangi cinsin hangi cinsle eşitliği?
  • Hangi ulusun hangi ulusla eşitliği?
  • Hangi sınıfın hangi sınıfla eşitliği?
  • Hangi boyunduruktan ya da hangi sınıfın boyunduruğundan kurtuluş? Hangi sınıf için özgürlük?

Bu soruları ortaya atmaksızın, bunları ön plana çıkarmaksızın, bunların sessizce geçiştirilmesine, gizlenmesine, örtbas edilmesine karşı savaşmaksızın politikadan ve demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten ve sosyalizmden sözeden kimse, emekçilerin en acımasız düşmanıdır, kuzu postuna bürünmüş kurttur, işçilerin ve köylülerin en kötü düşmanıdır, mülk sahiplerinin, çarların ve kapitalistlerin uşağıdır.”

Lenin, 1919
(Kadın Sorunu Üzerine, Marx-Engels-Lenin-Stalin-Komintern&Clara Zetkin, İnter Yayınları, Sayfa 55-56)”

Bu kısa alıntı zaten neden ve niçinlerin küçük bir özeti. Kadının bilinçlenmesi şart. Geçmiş te mücadeleci kadınların yarattığı destanlar var, örnek mi istiyorsunuz;
”1871 Paris Komünü’nü izleyen gerici İngiliz gazeteci Komünar, kadınların cesaretle savaş kanlığından dehşete kapılmış halde yazmıştı: “Aman Tanrım bir de Fransız ulusunun tümü kadın olsaydı, ne olurdu?”

O tarihten neredeyse yüzyıl sonra, yine İngiliz antiterör şefi İrlanda Kurtuluş Hareketinin kadın militanlarını kastederek; “Önce kadınları vurun” talimatını verdi. ”
25 kasım yaklaşıyor, Bilindiği üzere 25-kasım-1960 ta Dominik Cumhuriyeti’nde uçurumun kenarında üç kadın cesedi bulunmuş ve daha sonra bunların ülkedeki diktatöre karşı örgütlü bir mücadele yürüten üç kız kardeş oldukları anlaşılmıştı.1981 de Dominik’te toplanan Latin Amerika kadın kurultayında,1985 te ise Birleşmiş Milletler de 25 kasım ”kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele” günü ilan edildi. ABD’nin dünyada ki tahakkümünü meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramayan Birleşmiş Milletlerin ilan etmediği gün yok gibi…halkların ana gerçeğe ulaşmaması için, suya sabuna dokunmadan her gün bir şeyler kutlanır, ya da lanetlenir… ne siyasilerin kurdele kesmeleri biter… nede demokrasi havarisi Birleşmiş Milletlerin kutlama ve anmaları…!!!!!

Oysa kapitalizm sistem olarak şiddeti üretiyor, finanse ediyor… bizde ise durum vahim boyutlarda. Kadına iş baskısı, sömürü mekanizması, koca-baba-abi dayağı, tecavüz, korkutma, sindirme, kimliksizleştirme. Savaşların en çok kadınları etkilediğini söyleyebiliriz… Suriyeli kadınların Türkiye’de ve diğer ülkelerde alınıp satıldığını biliyoruz…savaş bölgelerinde tecavüze uğruyorlar. Savaşan askerlerin cinsel ihtiyacını karşılamaya zorlanıyorlar. Tabi bu çıkar savaşlarına yol açanda, zenginlikleri yağmalama yani kapitalizm olduğuna göre… ben kadının tacizine, tecavüzüne, uygulanan şiddet ve köleleştirilmesine karşıyım diyen herkesin, önce kapitalizme karşı çıkması gerekir. Çünkü şiddetin kaynağı kapitalist-emperyalist sistemdir ve kaynak kurutulmadan sorunlar çözülmez. Kadınla erkeğin dayanıştığı, paylaştığı… sınıfsal ve cinsel her türlü ayrımcılığın kalktığı insanca bir dünya ancak para-kar-para sisteminin yıkılmasıyla gerçekleşir.
Ken Livingstone’nin de dediği gibi ”.” Çılgın büyük dünya kapitalizmi her gün Hitler’in öldürdüğü insandan daha fazla can almaktadır.”
Ve kadın sorunu tüm sınıflı toplumlara kadar uzanan derin bir yaradır. Biz kadınlar ve annelerin önce kendilerinin öğrenmesi ve bilimden şaşmayan sağlıklı nesiller yetiştirmesi kesinlikle şarttır.

 

Bunları da beğenebilirsin