Ceketimize iliklediklerimiz

Yapbozdu hayatı. Parçaları yanlış yerleştiriyordu inatla, bitmesin diye oyunu. Küçükken de yapardı bunu. Tek fark, büyüdükçe bulmaca hayatlar buldu kendine. Kurmaca ilişkiler edindi. Yeni sorunlar ekledi. Hayatına giren herkese çengelliydi, ya da itinasız bir dikişle teyellenmiş. İstediğinde sökülecekti böylelikle. Oysa bu oyunun kuralı çok basitti.

Kimse sağlam düğmeyi önemsemiyordu. Herkes teyeli yere her an kopabilir korkusuyla, dikiş atıp duruyordu. Teyeli düğme böylelikle ceketlerin en itinalı yeri oluyordu. Her gün yerinde mi diye bakılıp, bir dikiş daha atılıyordu teyelli düğmenin üzerine. Gitgide ceketin kendisi bile o düğmeden daha önemsiz oluyordu. Ceket, düğmenin yanında bir hiçti artık. Düğmeye her gün dikiş atılması dışında cekete hiçbir özen gösterilmiyordu. Ceket, bakımsızlıktan sararmış solmuştu. Düğme ise her gün yerinin sağlamlaştığını bilmenin mağrurluğuyla özenle atılmış dikişleri gevşetiyordu. Ceket sahibi düğmesiz bir ceketle anlamsız bulurken kendini, düğme son kozunu oynayıp, tek bir iplik bırakmıştı onu cekete bağlayan.

Ceket artık eski parıltısını kaybetmişti, bunu gören düğme kopup gitmek daha parıltılı ceketlere ilişmek istiyordu. Ceket bu durma daha fazla katlanamadı ve kopardı gururundan vazgeçerek, kopardı son ipliği düğmeyi kendisine bağlayan.

Koptu düştü düğme…

Asıl hikâye ondan sonra başladı. Düğme ceketsiz bir hiç olduğunu anladı, varlığının devamlılığını cekete borçlu olduğunu… Ceketin itina ve özenine, sabrına, sevgisine imrendi düğme.

Bir ceket olmaya karar verdi o günden sonra. Ceket nasıl olunurdu bilmiyordu. Ceketin ona davrandığı gibi davranarak dedi içinden. Bunu üç kez tekrarladı yüksek sesle. Kendine düğmeler bulmalıydı ve onları fedakârca üstünde taşımalıydı. Sonra da kopup gitmelerine izin vermeliydi.

O günden sonra, hayatını buna adadı düğme. Çok iyi bir ceket olmayı başardı. Birçok düğmeye varlık kazandırdı. Sonra tam yorulmuştu ki, parlak bir düğme ile karşılaştı. Ceket olmaya çakışan bir düğme olmasıyla kendine ne kadar da benziyordu. Sonra karar verdiler birbirlerinin hem ceketi hem düğmesi olmaya. Aynı anda kopup gideceklerdi birbirlerinin ceketinden isterlerse. Ama hesaba katmadıkları şuydu, aslında ikisi de bencil birer düğmeydiler ve ceket olma tarafı hep eksik, yapmacık kalıyordu. Çünkü her ikisi de sevmekten çok sevilmeyi, özen göstermekten çok şımartılmayı seviyordu.

Yapamadılar…

Biri ceket olmayı yıllarca denemiş ve yorulmuştu. Diğeri ise düğme olmanın tadına ilk kez varabilmişken ceket olmayı beceremiyordu. Ceket olmayı öğrenmek ve olgunlaşmak için diğerinden kopmak istedi.

…ve koptular karışlıklı birbirinden.

Şimdi mi, şimdi iki dost düğme olarak hayatlarına devam ediyorlar. Ceket olmayı başarabildiler mi bilmiyorum.

Şimdi düşünün acaba hayatımızı sürdürürken kimlerin ceketi olabiliyoruz kimlerin düğmesi, ya da hangi ceketlere düğme hangi düğmelere ise ceket olduk?


Bunları da beğenebilirsin