Bu kadar olmaz…

Geçen ay, “Şortumu da giyer, dondurmamı da yalarım” başlığıyla bir yazı yazmıştım. Kıyafet özgürlüğünden, kadının toplum içinde inançları, düşünceleri ve tarzıyla var olmasından yana olduğumu belirtmiştim.

Bunu olmazsa olmazlardan kabul ediyorum.

Bir kadın, bir birey olarak olmazsa olmazlarım arasında, şiddete karşı olduğumu da her fırsatta söylemek isterim. Son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz, tanığı olduğumuz kadınlara uygulanan şiddeti kabul etmek ise hepten olanaksız.

Aslında bu satırları yazmanın tuhaf olduğunu söylemeliyim. Eskilerin dediği gibi “abesle iştigal” bu. Şiddetin toplumsal yaşamda, kadına karşı uygulanıyor olmasından söz etmek beni incitiyor. Bizim bunları gündemimizden çoktan çıkarmış olmamız gerekiyordu.

Bunu yerel değerlerimizden kalkarak değerlendirmek, bize yakışmadığını söylemek saçmalığını da düşmek istemem. İletişim araçlarının hızlı gelişimiyle, dünyanın giderek küçüldüğü, bir avuç içi yer olmaya başladığı günümüzde yerel ve evrensel değerler ayrımı yapmak giderek güçleşiyor. Hangisinden hareket ederseniz edin sonuç değişmiyor. Hepsi de, birlikte yaşamayı mümkün kılan, kolaylaştıran değerler bunlar.

Örneğin geçen gün önce İspanya sonra İtalya’dan gelen haberler ilginçti. Yaz aylarında yoğun turist akınına maruz kalan bu iki ülkeye gelen turistlerin uygunsuz davranışlarından söz ediyordu.

Örneğin İtalya’da bikini ile Kiliseye girmek isteyen bir turistin tepki gördüğünü, İspanya’da turistlerin içip içip sokaklarda bağırmasından, plaj kıyafetleriyle her yerde olmak istemeleriyle etrafa verdiği rahatsızlıktan söz ediliyordu.

Bu Akdeniz ülkelerinin muhafazakarlığı falan değildi. Bu tam da sözünü ettiğimiz o toplumsal değerler içinde yaşamanın hepimiz için olmazsa olmazının dile gelmesiydi.

Ben bu haberlerin kafamda oluşturduğu düşünceleri bir düzene koymaya, tatile çıkmış turistlere de kısmen hak vermeye çalışarak bir yere oturtmaya çalışırken, yaşadığım şehirde benzer örnekleriyle karşılaşınca şaşırdım.

Biri bir otobüste, diğeri ATM kuyruğunda gördüğüm genç kızların haberde sözü edilen turistlerden hiç de farklı olmadığını görmek beni bu konu üzerinde düşünmeye zorladı. İki genç kadının, meraklı birazda taciz eden bakışlar altında kendi ülkesinde, kendi şehrinde plaj şortu ile bir turist gibi dolaşmasının nedeni neydi?

“Bırakın yapsınlar” liberal ekonomik kavrayışın toplumsal yaşama yansımaları, bireyi önceleyen, toplumu, toplumsal yararı hiçe sayan yaklaşımların doğal bir sonucu muydu bu?

Kuşkusuz her şey birbirine bağlıydı. Ekonomi, siyaset ve diğer her alanda yaşananların hayatın bütün alanlarına sirayet etmesi, etkilemesi kaçınılmazdı. Ancak sağlam edinilmiş bir bilinçle, dış etmenler ne kadar güçlü, baskın olursa olsun, bireyin çağın içinde kendine en uygun ve doğru yeri seçmesinin engeli değil bu. Günün hâkim düşünceleri, söylemleri içinde kaybolan, deyim yerindeyse savrulan bireyin kendisi ve topluma katacağı çokta bir şeyi olmaz.

Özelikle kadınların çağın ileri düşünceleri ile buluşurken savrulmalardan uzak durması, çağdaş çağcıl olmanın kıyafetle, modayı yakından takibe alarak olmadığını, çağın düşünceleriyle mümkün olduğunu görmeleri gerekir. Hiçbir kadın plaj şortu giyerek sokakta, otobüste olmakla çağdaş, çağcıl olmayı bu kadar kolay ve ucuz yoldan hak etmediği gibi hiçbir kadın başörtüsü taktığı için gerici kabul edilemez. Bu olsa olsa bizim kıyafet üzerinden sahip olduğumuz önyargıları gösterir.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları