Biz Ne Zaman Bu Kadar Kötü Olduk? | Nami Temeltaş

Ülkede yaşayıp delirmemek elde değil. Hatta, akıllı kalmaya çalışmanın delilik sayılabileceği yaşamımız var!

Sokak ortasında polisler bir kadını tekme tokat dövebiliyor ve insanlar sadece seyrediyor ya da akıllı telefonlarıyla kaydedip sosyal medyada acıklı veya öfkeli kelimelerle paylaşıyorlar!

Sokaklar, birbirine küfredenler, tekme atanlar, saldıranlar, tacizde bulunanlar, yaşamlara müdahale edenlerle dolmuş!

Tecavüz günlük vakalar haline gelmiş, özellikle de çocuk tecavüzleri! Tecavüzlere önlem alınıyor mu bilemem ama görünen artışa bakılırsa önlem alınmadığı hatta üzerlerinin kapatılmaya çalışıldığı görünen gerçekliklerden!

Bir de aile içi ensest ilişkiler ve sonrasında yaptıkları iğrençliği örtmek için aile içi infazlar var ki mide bulandırıcı.

Taciz ve tecavüzden yargılananlar “iyi hal” indiriminden faydalanabiliyor! Taciz ve tecavüzde nasıl bir “iyi hal” olur/olabilir, anlamış değilim, anlayamıyorum, sindiremiyorum.

Kadına şiddet ve kadın cinayetlerinde de görünen artışın korkunç boyutlara geldiğini söylemek haksızlık olmaz. Neredeyse her gün bir kadın cinayeti veya uygulanan şiddet haberleriyle karşılaşıyoruz.

Kadına şiddette de taciz ve tecavüz sanıklarına uygulanan “iyi hal” indirimi sıkça gündemde. Hatta sanıkların çoğu birkaç saat içerisinde salınabiliyor, salınan sanıkların çoğu da şiddetini arttırarak işi öldürmeye kadar götürüyorlar.

Sonra, yine “iyi hal” çalışıyor!

İş cinayetleri almış başını gidiyor! Maden kazaları fıtrat olmuş. İşçi ölümleri kader! Yeterli ve zorunlu önlem almayan işverenler ise törenlerle başarı belgelerini alıyor!

Bütçe açığı nedeniyle vergilere zam yapanlar, millete açık bir şekilde küfreden iş adamının 500 milyon civarındaki vergisi silebiliyor!

Vatandaştan yastık altındaki birikimlerini bankalara götürmesini isteyenlerin yakınları vergi cenneti ülkelerde ticaret yaparak ülkede vermesi gereken vergiden kaçabiliyor!

Bu ülkede yaşayan 80 milyon kişiden 80 kişisi hariç herkesin sempati ve sevgiyle” yaklaştığı zat-ı muhterem’in tüm nimet, güç ve yeteneklerinden yıllarca faydalandıktan sonra, içeriğini bilmediğimiz bir şekilde suçlu ilan edilerek yeni bir terörist suç yaratılıp, yüz binlerce kişi mağdur edilebiliyor!

Ve her şey bir yana, yıllarca komşu, iş arkadaşı, asker arkadaşı, kader arkadaşı olduğumuz insanlarla bir günde düşman olabiliyoruz!

Yıllarca birlikte yaşadığın, evine gidip geldiğin, yemeğini, acını, sevincini paylaştığın Alevilerin kapısı çarpılarla işaretlendiğinde kafanı çevirip görmezden gelebiliyorsun. Onlar artık düşman oluyorlar! “Zaten hiç sevmemiştim” diyebiliyorsun.

Kürtlerin evleri yıkılıp, köyleri boşaltılırken, çocukları boylarından büyük silahlarla öldürülürken sen, televizyonda eğlence programları izleyebiliyor, “ölenler Kürt ise önemli değil” diyebiliyor, daha da ileri gidip topyekûn ölmeleri/öldürülmeleri için dua edip, bunu açıktan dile getirebiliyorsun!

Bu Etik/ahlak çöküntüsü ile açıklanamaz.

Bu ancak ve ancak insanlığın bitişi ile açıklanabilir!

Biz ne zaman bu kadar kötü bu kadar vicdansız bu kadar duyarsız olduk, olabildik?

Yoksa eskiden beridir böyleydik de, kötülüklerimizi gösterecek sahneler yaratılmadığı için iyi mi görünmeye çalışıyorduk?

Kötülüklerimizi gösterecek fırsat mı bulamamıştık?

Taciz ve tecavüz imkânı mı azdı?

1920-21 yıllarında yoğun biçimde yaşanan asker kaçakları için meclise yasa teklifleri verilir. Bu tekliften birinin 3. maddesinde şöyle yazmaktadır.

3.Seferberlik emrine uymayanların malları alınır, evi yakılır, ailesi sürülür ve inat edenler yakalanınca idam olunur

Asker kaçağının mallarına el koyma, evini yakma, ailesini sürgün etme!

Böyle yasa, yasa teklifi, düşünce, anlayış hangi insanlığa sığar. Askerden kaçmak suç olabilir! Suçsa suçlu cezalandırılmalıdır. Ailesi değil.

Bu ülke daha kuruluş aşamasında böylesi vahşi bir düşünce ile başlamış! Suçlunun malını gasp etmek, evini yakmak ve ailesini sürgüne (ölüme) göndermek!

Devleti böyle kurmaya başlamışız!

Kuruluşundan çok değil 5 yıl önce iki büyük katliamı/soykırımı (Rum ve Ermeni) yaşamış olan coğrafya insanına bir üçüncüsünü yaşatabilecek bir zihniyetle!

Yaşatmış da…

Acımasız bir katili (Topal Osman) Koçgiri’ye katliam yapmaya gönderip ardından Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay komutanı yapan, bir milletvekilini (Trabzon vekili Ali Şükrü bey) öldürten, açığa çıkmaması için onu da katleden, sonra da heykelini diken bir zihniyetle yola çıkmışız!

1937 – 38 de Dersimde derelerden kan akıtarak, masraflı olmasın diye silah kullanmadan insan öldürerek, Kürtlerle “kuyruklu” diye alay ederek demokrasiyi kurmuşuz!

Seyit Rıza’nın “ayıptır, yazıktır, günahtır” deyişini, kendisi için değil de insanlık için söylediğini bile anlamamışız.

Acılar yetmemiş, 12 Eylül acıları eklenmiş üstüne, daha 18 olmayan insanları asmışız!

Yetmemiş, binlerce köyü boşaltmış, yakmış, 20 binden fazla insanı “Faili meçhul” sayılan yöntemle öldürebilmiş, ölümlere göz yummuş, görmezden gelmişiz.

Yetmemiş, binlerce yıllık tarihi geçmişi olan Diyarbakır/Sur’u, Şırnak’ı, Cizre’yi ve birçok şehrin yerle bir edilişini seyretmiş, Buzdolaplarında saklanan ölü bedenlere, Zırhlı araçlara bağlanıp sürüklenenlere, bodrumlarda katledilenlere, tankla ezilenlere, çırılçıplak sergilenen öldürülmüş kadın bedenlerine şahit olmuşuz!

Sadece biz değil, dört ayaklı minare bile şahit oldu katledilmelere!

Bunca şahitlik karşısında kalır mı insanlık?

Her şahitlik, her görmezden geliş, yapılanları her onaylayış, hatta destekleyiş, içimizdeki insandan yana sırlı tuğlaları söküp atmakta!

Kendi doğasında ve doğallığında yaşayan, vahşi olarak adlandırdığımız canlıları, vahşet konusunda çoktan geçtik!

İnsanız demeye utandığımız günlerimizi yaşıyoruz.

Yaşadığız toplumun içerisinde binlerce katil, binlerce tacizci ve tecavüzcü, binlerce hırsız, soyguncu, işkenceci, katliamı destekleyen acımasız ve vicdansız insan bulunmakta!

Belki yaşamımızın bir yerinde onlardan biriyle sohbet etmiş, birlikte çay içmiş, gülüp eğlenmiş olma ihtimalimiz bile var! Bilmiyoruz.

Bulunmayan, bulunamayan, serbest bırakılan, ceza verilmeyen, desteklenip korunan, hala devlet görevlerinde bulunan, maaşları ödenen katiller, işkenceciler, taciz ve tecavüzcüler, şiddet yanlısı, insanlıktan mahrum, hırsız ve soyguncu, elimizdeki lokmalara göz dikmiş binlercesiyle birlikte yaşıyoruz, biz onları bilmeden!

Düşünen, bilen, hisseden, vicdanlı insanı delirten bu durumun daha ne kadar süreceği ise meçhuller arasında sürükleniyor.

Artık silkinmenin, kafaları toparlamanın, aklımızı başımıza almanın zamanı geldi, geçiyor…

Kürdün Türkle, Sunninin Aleviyle bir sorunu yok! Olamaz da

Bizleri birbirine düşürenler sayesindedir bu düşmanlık.

Bizler bir olmayalım diye.

Bizler kötüler karşısında zayıf kalalım diye.

Savaşlar sürsün, silahlar satılsın, birilerinin cepleri dolsun diyedir yaratılan bu düşmanlıklar.

Oturmaktan nasır tutmuş kıçlarımız, yürümemekten yorgun düşmüş bacaklarımızı ve yaşamımızı iyileştirmek istiyorsak, huzur, kardeşlik, barış istiyorsak, oturduğumuz yerlerden kalkma zamanının geldiğini de bilmeliyiz.

Biz düşmanı değiliz birbirimizin, bunu kafamıza sokanlardır asıl düşman, insanlığın düşmanları…

Bunları da beğenebilirsin