Bir şarkı var dilimde…

Bir şarkı var; bi kaç zamandır dilimde. Yolda bi kaç adım önümde yürüyen gençler “brez…” diye mırıldanıyor bi ezgiyi o aklıma geliyor, Dersim sürgünü dostum hastaneye nöbetime aşure getiriyor o şarkı dudaklarımdan dökülüyor, hatta sevgilisini terk eden kız arkadaşım “olmuyor olmuyor…” diye başlayan Manuş Baba’nın şarkısını ağlatıyor cerveza içtiğimiz pub da, yine o şarkıyı söylüyorum ben peşinden…

Şarkının adı “ar sonerien du” Şarkı ise Fransa İspanya falan filanın oralarda yaşayan kendileri hakkında ise “lann biz Fransız değiliz, ayrıca İspanyol hiççç değiliz… buralarda sizden bin milyon yıl önce yaşayan Bretonlarız. Britanya dediğiniz yerin adı bile bizden gelir. Bi çeşit direnen insanız, iğrenç faşistler yok edemediniz bizi, ayrıca edemeyeceksiniz de” diyen insanların söylediği bir şarkı…

Şarkı iki müzisyeni anlatıyor; isimleri Binio ve Bombard. Bu minakların her zaman siyah giyinmeleri alamet-i farikaları aslında. DU zaten bretonca da siyah demektir. Bu ikisi yaşadıkları civarda -ki bölgenin adını bile öğrendim, adı BİGOUDEN’dir -düğün dernek olunca sahne alıp şarkı söyleyen halk sanatçıları Malum kendi dillerinde ve azıcıkta milletin derdini anlatan şarkılar bunlar. Bölgenin papazları ve kahrolasıca burjuvası bizim siyah giyinen müzisyenlerden hiç hazzetmiyorlar. Bu da anlaşılır (zalimin ne olduğunu bilmek bakımından anlaşılır ama affedilemez) bi durum benim için; çünkü bu çağda ve bu ülkede yıllarca ana dilinde şarkı söyleyemedi insanlar hatta saz çalıp destan okudu diye yakıldı. Ben şahit oldum buna…

Hikaye şöyledir;

Bir gece işte o iki müzisyenimiz şarkı falan söyledikleri bi fakirin düğününden sarhoş bir şekilde dönerken çimlerde uzanmaktadırlar, ordan geçen polisler bu ikisini görürler ve aslında iki hırsızı Pont Labbe de asmaya götürmektedirler. Polis kafası hep aynı. Hükümetin/senyörün gözüne girmek için iki hırsızı salıp bizim çocukları derdest ederler. Daha bizim siyah giyen adamlarımız -bijjj bişey yapmadık, azıjıkk içmiştik, hıjkkk” bile diyemeden ipin ucunda bulurlar kendilerini…

Bu olay çok feci yankı bulur Bigouden bölgesinde İsyan anarşi direniş başlar. Çünkü bu ikisi apaçık sadece sarhoş ve iyi kalpli ve dürüst insanlardır. En fazla kendi dillerinde şarkı söylemişlerdir, hadi olsun birisinin karısını öpmüşlerdir densizce. Yani en fazla diyorum…

Fakat ölümleri yargısız mahkemesiz hızlıca gerçekleşir. İkisinin bedenleri kendilerini onurlandırmak üzere halkları tarafından Les Justices’e gömülür. Mezarları onları tanıyanlar için bu direnişle beraber haç mekânı gibidir artık. Hatta günümüzde bile mezar taşları duruyor. Bu şarkı ise polis karşıtı ilk şarkı sayılır neredeyse…

Linkte Şarkıyı söyleyen adam tek elini kulağının arkasına atarak çıplak sesle söylüyor bazen şarkılarını, strane söyler gibi…

Şimdi benzer ezgileri Katalonya’da, Edirne cezaevinde, Ahmedi Xani’nin mezarının olduğu yerde, garabet Vartabed’in müziğinde hissediyorum ben çoğu zaman ve bu ilk polis karşıtı şarkı dilimden düşmüyor günlerdir…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: