Bir kesik baş öyküsü…

Şimdi elimizde ki işi bi kenara bırakalım; sanat beklemez.
Bu tabloyu Caravaggio yapmıştır. Yaptıktan sonra da tablo kaybolmuştur, çalınmıştır, saklanmıştır. Geçtiğimiz yıllarda Toulose’da bi evin tavan arasında bulundu. Şimdi sanırım Roma’da bir müzede. Tablonun ismi “Judith’in Holofernes’in başını kesmesi”

Öyle deli /manyak bir tablo işte. İzlerken ellerinizi yüzünüze götürüyorsunuz; kan sıçradı sanıyorsunuz, kanı temizliyorsunuz. Sonra bakıyorsunuz ellerinizde kan falan yok.

Hikâye eski bir hikâye işte. Zaten Havva’dan başlayarak tek tanrılı dinlerin kitaplarında hep aynı örüntü çıkar karşımıza.

Asur Kralı Nebukadnazar (hatırlayın Matrix de ki geminin adı da Nebukadnazar’dır)) savaşlarda falan kendine yardım etmeyen kavimlere bi ayar vermek ister ve HOLOFERNAS komutasında ki ordusunu bu kavimlerin üzerine gönderir. Halklar telef olurlar bu düzenli ordu karşısında. Teslim olanlar olur direnenler olur falan falan.

İsrailoğulları direnmektedir elbette. Judith bu kavimden bir kadının adıdır. Güzelliği dillere destandır; kaş göz biblo gibidir. Holofernas zaten aklına yazmıştır Judithi. Şehri alsa ilk işi Judith’e sahip olmak olacak yani.

Judith bir plan yapar hem kişisel gururunu kurtaracak hem de şehrini kurtaracaktır. Alır yaşlı hizmetçisini çıkar adamın karşısına “işte ben geldim, şehrime de ihanet edeceğim, hem de seninle olmak istiyorum” falan der. Yerler içerler. Bizim Holofernas bi de aşık olur hatuna iyi mi?

Sarhoş oldukları bi gece Judith onun çadırında kalmak istediğini söyler, adam dünden razı. Hizmetçisine kapıda bekle sen beni der Judith. Hizmetçi “yapma hanımım etme hanımım.” Der, ama Judith kararlıdır. Holofernas’ı sarhoş eder. Ardından onun kılıcıyla adamın kafasını gövdesinden bir kavunu dalından indirir gibi keser.

Bunu yaparken;
“babam Simeo’nun tanrısı bileklerime güç ver” dediğini ben duydum kendi kulaklarımla inanın.
Judith’in eli yüzü memeleri kan içindeydi. Çadırın tepesine kadar çıkmıştı carotisden fışkıran Holofernas’ın sıcak tatlı kanı.

Ardından Judith biraz korkunun tadı da başına vurmuş bir halde; yine de alır adamın kesik başını, onu dışarda bekleyen yaşlı kadına verir. Bir sepete koyarlar ve gizlice kentlerine dönerler. Bethuia’ya yani.

Bu hazin ölüm, komutanın başsız gövdesini görmek yenilgi getirir Asur ordusuna. Judith’in kenti kurtulur.

Bu hikâyeyi Boticelli dahil aşık olduğum ressamların neredeyse hepsi resmetmiştir. Sistine şapelinde bile var Michelangelo tarafından yapılmış olanı. Klimt bile yapmış. Fakat benim için başyapıt olan dediğim gibi Caravaggio nun yapmış olduğu işte bu tablodur.

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: