Benim Kıblem İnsandır!

O kadar çok şeyden usandık ki anlatılmaz. Ama yine de son günlerde gündemi meşgul eden önemli bir konu hakkında güzel bir örnek vermek isterim. Kitabı okuyanlar bilir, bilmeyenlere de anımsatmış olalım.

William Golding’in “Sineklerin Tanrısı” kitabı 2. Dünya savaşı esnasında iyi eğitimli bir grup çocuğu taşıyan bir uçağın küçük bir mercan adasına düşmesini ve sağ kalan çocukların kendi aralarında kurduğu ilişkileri anlatır. Kitapta iyilik ve kötülük hep savaş halindedir. İyi eğitimli kolej öğrencileri adanın dışındaki vahşi savaşı kendi küçük adalarına taşırlar, bu çocuklar ilkel yaşam tarzına geri dönerler. Avcılık ve sonrasında yapılan ritüellerden kendilerine mit yaratır ona inanırlar, daha sonrasında güçlü ve şiddetten yana grup lideri etrafında toplanmak isteyenler ile daha demokratik bir grup lideri etrafında toplananların ikiye ayrılması bu iki grup arasında kıyasıya bir savaşın çıkmasına neden olur.

Golding, aslında bize ilkel koşulara dönen insanın, ilkel beyninin harekete geçtiğini ve insanın bireysel ve grup kültürü ile ruhunun işlenmediği durumlarda düştüğü acımasızlığı anlatır. Bu durum tutsaklar için de geçerlidir. Şöyle ki bu insanlar da yalnızlık korkularından dolayı ya bir üst kimliğe, ya herhangi bir Tanrı tasarımına ya da dışarıdan kendilerine ilgi gösteren, onlarla mektuplaşan birine ölesiye tutunurlar. Yanlış hatırlamıyorsun Yalçın Küçük’ün okuduğum bir yazısında kitap da olabilir şöyle diyordu Yalçın Hoca “Eğer bir erkeğe hapiste iken, dışarıdan bir eşek bile ona mektup gönderse onu sevdiğini söylese, o erkek, o eşeğe dahi âşık olur.”

Cezaevinde eski milletvekili Eren Erdem’in “Alevi Dedesi” ile görüşme talebini duyunca aklıma adaya düşen çocuklar ve Yalçın Küçük ’ün anlattığı anekdot geldi. Sayın eski vekilin böyle bir manevi hizmet istemesi en doğal hakkı elbette ama ben kendi adıma şunu beklerdim öncelikle bir psikologdan destek istemesini. Çünkü Cumhurbaşkanlığının yayımladığı son kararname ile hastanelerde, hapishanelerde manevi destek birimi yasallaştırıldı, CHP gibi seküler ve laik bir partinin eski milletvekilinin böyle bir talebi doğrusu beni şaşırtıyor. Çünkü CHP kurumsal ve toplumsal ilişkilerin belirleyicisi olarak sekülerizmi ve laikliği savunan bir parti değil miydi yoksa?

 İşin daha trajik kısmı ise HDP’nin Alevi Milletvekillerinin tutuklu bulunan CHP eski milletvekili Eren Erdem’in Alevi dede isteğinin geri çevrilmesine tepki göstermesi ve böyle bir uygulamanın hayata geçmesi için basın toplantısı yapmaları. Anlayacağınız ülkede seküler yaşamı savunan bir partilerin eski vekilinin ve yine seküler yaşamı savunan partinin yeni vekillerinin devlet ve kişiler arasına aracı koyması gerektiğini savunması bunu da ahlak ve felsefi bir öğretisi olan Alevilik adına yapmaları düşündürücü değil mi sizce?

Anlaşılan o ki biz halen “Sineklerin Tanrısı”nın yaşadığı adadan çıkamamışız. Şunun anlaşılmasını istemem kendi adıma kimin nereden ve nasıl manevi destek alacağına karşı değilim olmam da çünkü bu tamamen onların kendi iradeleri ve kanaatleri ile ilgili. Ama manevi desteğin yasallaştırılması beni kaygılandırır.  Çünkü yarın öbür gün bu hizmet kapsamının içine cin çıkarma seansları, falcılar ve büyücülerin de dahil edilmeyeceğine hiçbirimiz emin olamayız. Bir mahkum kalkıp içime cin girdi hoca istiyorum dediğinde ne olacak peki?

Sonuç olarak ister hapishanede mahkûm ister hastanede hasta ister orduda asker olsun… Manevi destek birimlerinin(İmam, dede, falcı, medyum, büyücü, cin çıkarıcı…) buralara girmesini talep etmek yüzümüzü gökyüzüne çevirmek ve kendi içimimizdeki mabedimizden uzaklaşmaktır, içinde bulunduğumuz durumu inkâr etmektir. İdamları esnasında imam istemeyen devrimci yoldaşların mirasını görmemektir. Hiç değilse devrim yolunda gencecik yaşta yitirdiğimiz devrimciler adına bu tür şeylerle bizleri uğraştırmayın lütfen.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları