Başbakan Yıldırım, Cenneti Görmüş Adam

Cennet Belgelerinde (Paradise Papers), Türkiye’den tanıdık isimlerin çıkması şaşırtıcı değil. Bunun en azından siyaseten sonuçları olacağını bekleyenlere hemen söylemekte yarar var; kimse gereksiz yere bir beklenti içine girmesin, hiçbir şey olmayacak.

Bütçe açığının vatandaşın sırtına ağır vergiler yükleyerek kapatılmaya çalışıldığı bu döneminde Başbakanın ve oğullarının vergi kaçırdığının ortaya çıkmış olması elbette kabul edilebilir bir şey değil.

Çok yerli ve milli Başbakanımız, Resmi Başbakanlık hesabından dünya liderlerini takip etmiyor. Dünya bir yana, off-shore hesapları bir yana… Cumhuriyet Gazetesi‘nin haberine göre başbakanlığın Resmi twitter hesabından takip ettiği dört isimden biri, off-shore hesaplarının olduğu Malta Cumhurbaşkanı. Diğer üç hesapta, Erdoğan ve AKP’nin resmi hesapları…

Ne diyelim, mal canın yongasıdır…

Evet, bütün bunlara rağmen Başbakan Binali Yıldırım cenneti gördüğü ile kalacak, bir şey olmayacak. Önümüzdeki günlerde, Binali Yıldırım, hiçbir şey olmamış gibi davranarak, konuşma yapmak için çıktığı her yerde; namus, haysiyet demeye, yerli ve milli olmaktan söz etmeye, muhalefetti en ağır sözlerle suçlamaya devam edecek.

Dahası, Saray’da oturan, “Sağır Sultanı” oynayacak. Duymamış, görmemiş, bilmiyormuş gibi yapacak.

Ahlaken, siyasetten hiçbir beklenti karşılanmayacağı gibi, bir hukuk devletinde olması gerekenlerden hiçbiri de olmayacak. Yargının harekete geçmesi söz konusu dahi olmayacak. Bir dava, bir yargı süreci başlamayacak. Görmeyeceğiz.

Hiçbir kanıt, belge olmadan gazetecileri, yazarları muhalif siyasetçileri, eş başkanları, sıradan insanları suçlamakta mahir yargıçlar, savcılar sus pus, hiçbir şey olmamış gibi davranarak, Saray’dakinin ne diyeceğine, iki dudağı arasından ne çıkacağına odaklanmaya devam edecekler.

Olayın kendiliğinden soğuması, unutulması beklenecek. Bunun için basın yayın organlarına, alttan alta, bazen açıktan tehditler gönderilecek. Yazmakta ısrar edenlere, utanma duvarı yerle bir edilerek, ateş olmayan yerden duman çıkardıkları suçlamasında bulunulacak.

Hızla gündem değiştirilmeye, en olmadık konuların gündem olmasına, gündemde kalmasına çalışılacak. Günlerce ne konuştuğumuzu, neden söz ettiğimize şaşıracağız. Amiyane söylemiyle, gündem manyağı yapılmaya çalışılacağız. Yine aynı amaçla daha sık ve altı kalın çizilerek, “Türkiye çadır devleti değildir, demokratik, hukuk devletidir” sözlerini duymaya devam edeceğiz.

Kefenlerini giymiş bir gurup adamın hazır bulunduğu, Gurup Toplantılarında, muhtarlarla olağan buluşmalarda, bağımsız yargımız olduğundan söz edilecek. Dindarlığın eşittir ahlaklı olmak olduğu, camiye giden, alnı seccade görenlerin vergi kaçırmadığı, hırsızlık yapmadığı, terörist olmadığını, olmayacağını daha sık duyacağız.

Bir hukuk devletinin, rutin işleyişi içinde olması gerekenlerden umudunu kesenler, seçim sandığına yansımasını görmek isteyebilirler.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben bu aymazlığın, sandığa yansıması olacağına da inanmıyorum. Bu coğrafyanın insanlarının, özellikle bu tür konularda temiz bir hafızaya sahip olduğunu düşünmüyorum. Bilim, sanat ve edebiyatta kayda değer başarıları olmayan bu coğrafyanın insanlarının her aymazlığı, “iş bilenin, kılıç kuşanın” diyerek marifet, her hoyratlığı yiğitlik saydığını biliyoruz.

Bir de, geçmişi hiç temiz değildir bu coğrafyanın. Osmanlıdan bu yana yolsuzluğun, hırsızlık ve rüşvettin ayyuka çıktığı ve bir yöntem olarak kabul gördüğü “memurun iş bilirliği” olarak tescillendiği bir coğrafyadır burası.

Çok uzaklara, Demirel, Özal dönemlerine kadar uzanmaya gerek yok. Anımsayın, Almanların asrın yolsuzluğu dediği, Deniz Feneri Davası nasıl kapatıldı! O asrın en büyük yolsuzluk davasından geriye, Kamer Genç’in Mecliste elinde Diyojen’in lambasıyla dolaşmasından başka akıllarda bir şey kalmadı…

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları