Aynalar ülkesi…

Zamanın birinde, hiç birimizin bilmediği bir ülkede, kendi gerçekliğini hiç tanımamış bir kız yaşarmış. ÇİRKİNCE kızmış adı…

Çirkince, kendinin çok çirkin olduğunu bildiğinden, kendi kadar çirkin bir kadınla yaşamayı kabul eden eşine, büyük bir minnet ve bağlılık duyar,
babası yaşındaki kocasına, bir çocuk bile veremediği için üzülür, ağlarmış…

Yaşadıkları ülkeye gelince, AYNASIZ ÜLKEYMİŞ burası..
Bu ülke de hiç ayna olmadığı gibi, gelen aynalar da sınırlardan sokulmaz ve kendilerine hiç bakılmazmış. Aynalar yasaklıymış bu ülkede kısacası…

Her ne olduysa… gel zaman git zaman sular çekilmiş kuyularından ülkenin….Çirkince’ nin yaşadığı dağ başında ki, hemen, hemen şehir ile hiç bağı olmayan, bu nedenle de insan içine çıkmamış evin, kuyusunda da durum aynıymış…

Bizim Çirkince, düşünmüş taşınmış, susuz yemek aş olmaz… Akşama gelince, fazladan sopa yerim… Hoş, oraya kadar açılmak yasak da olsa, pınarın kıyısına kadar gidip iki kap su taşısam, yasağı deldiğimi belki de anlamaz, hem sopadan da kurtulurum diye düşünerek, ilk ırak yolculuğuna çıkmış…

Suya varmış, kabın birini doldurup, ikincisini sudan çekeceği anda, altın saçları pırıl, pırıl parlayan bir prenses dikkatini çekmiş….

Ve şu sözler dökülüvermiş dudaklarından;

IŞIKÇA KIZ “Arkadaş olalım mı?” Ben çok çirkinim biliyorum, kabul edersen tabii diye de ilave etmiş istemsizce…Suda ki akis dalgalanmış, IŞIKÇA başını sallar gibi olmuş..

Bizim ki arkadaşlığının kabulünden mutlu, ikinci küpü de doldurup,evin yolunu tutmuş..

Ertesi ve daha ertesi günler pınarın başına gelip, güğümlerini doldurmaya, çok konuşkan olmasa da , ışık saçan yeni arkadaşı ile muhabbet etmek üzere uzun saatlerini burada geçirmeye devam eder olmuş…

Masal bu ya, oradan geçen yağız atlı bir prens görmüş bizim Çirkince’yi… Demiş ki yaverine, neyin nesidir, kimin kızıdır.

Yaver araştırmış, soruşturmuş halktan… ve prense geri dönmüş üç gün sonra. Demiş ki, deli bir kızcağızmış, kendi kendine konuşur, gezer, buradan başka bir yer bilmezmiş efendim..

Peki ,demiş prens ve tanımak istediğine karar vermiş bu cümlenin deli bellediği kızı…

Birkaç gün su başına gidip izledikten sonra ,bir gün atını sulamak bahanesi ile yanaşıp sormuş adını ve tanıtmış kendini de..

Bizim ki çok ilgilenmemiş gibi görünse de,
Gel zaman git zaman, o kadar iyi arkadaş olmuşlar ki,herkeslerden sakladığı Işıkça’ yı dahi tanıştırmış Prens’e.

Prens’e gelince, yöre halkının delisi olan bu kızın safiyetine aşık oluvermiş ve bir gün demiş ki,

Seni benim ülkeme götüreyim, orada daha mutlu olacağı(na-mıza) inanıyorum.

Çirkince, karşı çıkmış tabi,demiş ki,eşim benden kurtulduğuna sevinse bile arkadaşımı asla bırakamam..

Işıkça’ yı mı? demiş prens. Evet demiş bizim ki. O, benim yaşamım boyunca edindiğim tek arkadaşım,Onu asla bırakamam.

Peki demiş prens, Onu da yanımıza alırsak mani kalmaz öyleyse.

NASIL? demiş Çirkince,O sudan çıkamaz ki, orada yaşıyor hep..

Prens ,Ben onu da yanımıza alacak bir yol bulursam, söz ver geleceksin deyince, gözleri parlamış bizimkinin sevinçten…

Nedense, güvendiği bu adama, Işıkça’nın kendisinin arkadaşlık teklifini kabul ettiği gün ki baş hareketi ile cevap vermiş…

Bu onaydan sonra,

Ertesi gün su başına gelmiş prens ve haydi demiş,gidelim. Çirkince, suyun en durgun olduğu yerde yaşayan arkadaşı Işıkça’nın yanına gidip, -Söylemiştim, ONU bırakamam demiş.

Prens,gülümsemiş,
bir AYNA vermiş eline, atıp,götürmüş atının terkisine.

Çirkince, IŞIKÇA olunca aynalar ülkesine,

Üç prens ve prenses doğmuş; ADALET, SEVGİ, BARIŞ..

Onlar tüm dünyaya, bugün AYNA diye bildiğimiz parlak cisimleri dağıtmışlar karış, karış…

O, belki de sizsiniz,iyi baktınız mı?


Uzm. Psikolog’da Uzm. Psikolog

Bunları da beğenebilirsin