Ateş Kuşu…

Zamanın behrinde, Pervane ile Ateş’in oğulları Candar’ın ölümsüz olduğuna inanılırdı.

Annesi Ateş, babası Pervane olan bu küçük çocuğa, ATEŞ KUŞU adını ninesi koymuştu.

Pırıl pırıl alevden kanatları ve seri dönüşüyle rakip tanımaz, uzlaşmaya yanaşmaz bir yetişkin olduğunda bile özünü kaybetmemişti Candar.

Uçmayı ilk öğrenmesine babası, alevleri vücudunda taşıyıp, yanmadan yakmayı öğrenmesine de annesi yardım etmişti.

Candar, ufak tefek yaralar almamış değildi tabi yaşamını nasıl sürdüreceğini öğrenirken, ancak kalıcı hasarları önlemek adına ellerinden gelen kadarını yapmıştı ebeveynleri…

Baba ve anne bir kez birleşip onu dünyaya getirdikten sonra Ateş ile Pervane, Candar haricinde hiçbir vücutta birlikte olamayacaklarını ve birbirlerine o mucize günden sonra, bir daha dokunmalarının mümkün olmadığını anlamış olmalılar ki, sonrasında hiç görüşmemişlerdi.

O ise, hem anne hem baba ile iletişim içinde büyümeyi başardı, çünkü ikisinden de birer parça taşıyor ve hem uçmayı, hem yakmayı, hem konmayı, hem yanmamayı başarı ile gerçekleştirebiliyordu.

Böylece birbirleri ile iletişim kurmaktan çocukları adına bile çekinen ebeveynlerinin bir vücutta yükselişi gibiydi Candar.

Ama ne yazık ki

Her ikisi de zaman içinde Ondaki kendi yanlarını görmeye ve desteklemeye istekli, diğerinin yanını ise kösteklemeye meyilli hale geldiler.

ATEŞ KUŞU hünerlerini kullanmaya devam ediyor olmasına rağmen eş zamanlı kullanamaz, senkronu tutturamaz oldu. Bir yerlere doğru hızla uçarsa kendine ve diğerlerine alevleri ile zarar verir hale geldi.

Bu durumu öğrenen anne Ateş, baba Pervaneyi arayıp, yavruları için konuşmaya davet eder.

Baba, teklifi kabul etmez, bir daha yakınlaşırsak ben yanarım korkusu ile ortak bir çalışmaya ‘’hayır’’ der.

İlerleyen yıllarda Ateş Kuşu, çalışmalarını anne ve babası ile ayrı ayrı senkronu tutturma çabalarını da kendi başına sürdürmeye devam eder…

Candar, 250 yaşına geldiğinde 1000 yıllık ömrünün henüz baharında sayılırdı ki bir yarışmaya davet edildi.

Yarışma, rakiplerini yenmesi ama kimseye kalıcı bir zarar vermemesi koşulu ile kesin galibiyet elde etmesi esasları üzerine vuku bulacaktı.

Bizim ki yeteneklerinden emin, hemen EVET dedi.

Yarışma günü kendinden emin Candar ve rakibi Senkron sahaya çıkar…

Seyirciler yerlerini alır, yarışma başlar…

Sıradan yetenekleri olan tüm rakiplerini yenmiş olan Candar, son olarak kendi gibi bir pervane ile ateş çocuğu olan SENKRON ile karşılaşması gerektiğini biliyordu.

Senkron, Ateş Kuşu kadar hızlı ve yakıcı olmayan, lakin iki yeteneğini de anne babasının hem fikir eğitimi ile geliştirmiş bir gençti.

İki rakip, son karşılaşmada birbirlerini değil ancak kendilerini yok etme şansına sahiptiler. Yıkılacağını anlayan galip ilan edilmek istiyorsa, kendine kıymalı ya da yenilmemeli idi.

Bu şartlarla başladı son oyun…

Ateş Kuşu Senkron’un etrafında son hızı ile dönerken ne yapacağını şaşırmış olan Senkron, birden anne ve babasını anımsadı.

Ona birlikte kullanmayı öğrettikleri yeteneklerini, salt hızın yenemeyeceğini söyledikleri günü.

Sert bir pike yapıp sağ taraftan daldı, Ateş Kuşu sendeledi, dengesi bozuldu bir an. O toparlanır gibi olduğunda ise aynı uyumu bozmadan dönmeye devam etti Senkron.

Hızla kaçtı Candar ve kendisine ulaşamayacağı yüksekliğe eriştiğinde düşündü;

Neden daha yetenekli iken ona yenileceğimi hissediyorum?

Hızla pike yapıp gövdesini aşağıya doğru bıraktı…

İki kuş birbirlerine kayalıklar da çarpmak üzereyken Senkron, tüm öğrendiği aerodinamik kurallarını anımsadı.

Anne ve babası için aynı olan ve ona da aynen öğretilip, deney imletilen kuralları…

Tüm yaşamı bir sn den kısa bir sürede gözünün ününden geçerken,

Candar hangi hızla dönersem ona çarpıp, çakılmadan yıkabilirim diye geçirdi genç beyninden… ama bunu hiç birlikte denememişti ki…

Anne ve babasının ayrı ayrı öğrettikleri kafasını karıştırmış; Hızlı uçmak meziyet değildir diyen anne ve ateş öldürücüdür diyen babanın sesi kulaklarında çınlarken, denize doğru hızla inmeye başlamıştı bile.

Nereye doğru gittiğinin farkına vardığında manevra kabiliyetini iyice yitirmiş, ruhunu hapseden bedeninin denize çakılması ile alevlerinin sönmesi ve ateşten arınmış kanatlarının tuzlu suyun ağırlığı ile kopması bir oldu.

Senkron hızla uçarak, yavaşça yanına indi. Hala yaşıyordu. Candar’ın gövdesinden kalanları tutabilmek için, vücudunun bir parçasını suya sokması gerekti ki bu da ateşinin bir bölümünü kaybetmesi demekti.

İkisi de biliyordu…

Birbirlerine baktılar… Son hamleyi yapmasına izin vermedi Candar. Tüm vücudunu hızla suya batırdı ve gövdesinden, ruhundan tüm arta kalanları denize teslim etti.

Yarışmayı o kazandı…

 

Uzm. Psk./ Psikoterapist Esra Erdoğan

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: