Artık iyiliğin zamanı…

Artı ile eksi, güzel ile çirkin, nefret ile sevgi, iyilik ile kötülük. Hayatta yer alan, niyetlerde biriken hangi amaç ve durum, yaşantımıza sirayet etmiyor ki? Kendi hayat rotamda, gönlümde yer alanların yanı sıra, hayatta var olan insan niyetlerinin, onların sorumlu olduğu her faaliyetlerinde toplumunu bir yere götürdüğü gerçeğini bilen biriyim. Ben artı olsam, eksi olan, sevgi dolu olsam bir gün nefret barındıran biriyle karşılaşacağımdan, ne kadar iyilik yapsam da kötülüğü dantel gibi işleyenlerin var olacağının bilincindeyim.

Kötülük olmazsa iyiliğin anlamını idrak edemezdik bu bir gerçek. Gerçeklerle yüzleşebilenlerin sayısı konusunda ben umudumu koruyanlardanım. Umudumun bir orman misali tüm dünyayı sarmasını dileyenlerdenim. Şunu da biliyorum ki, parlak toprağı saran, çakırdikenleri yayılarak devam etmekte. Yaşayabileceği her verimsiz ve pis toprağı keşfettiği anda, önce mavi damarlarıyla aldatıcı güzelliği ile  köklerini salan çakırdikeni, asıl yüzünü uzunluğunu bir metreye tamamladığı anda gözler önüne seriyor. Genellikle bataklıklar en sevdiği toprak cinsi.

Belki içinizden zaten verimsiz ve pis topraktan başka ne umabiliriz diyenleriniz vardır. Kiminizde, bu durumda bir çıkarımı olabilir fikrini savunabilir. Bense, başta güzel görünen mavi damarlarıyla bir anda kendine yer edinmeye çalışan bu bitkinin adını, yarar ve zararlarını araştırmayı savunanlardanım. Usulca süzülüp gelerek, öyle her yere dikenleriyle, çıkarılması zor köklerinin salamayacağını düşünüyorum.

Peki ben bir gün çakırdikeni olur muyum? Zor bir soru değil mi? Neden zor derseniz; bilmediğiniz bir konu ya da yeni durum sırasında toprak seçimini yapmak için toprak cinslerini bilmek gerekir. Bilmediğim, daha önce bilincimde yer almayanlar için evet ya da hayır diyebilir miyim? Seçim hakkım neye dayanmalı?

Seçim hakkım neye dayanmalı? Belki bu sorudan yol alabilirim. Önce bir gözlem yaparak etrafımı değerlendiririm. Var olan ile var olmayanların karşılaştırması yararlı olacaktır. İlk cümlemde yazılan kutuplar gibi.

Görürüm ki, düzenli ve verimli toprakta yaşam alanı bulamayan bir bitki olmaktansa, bir gün mis kokan gül bahçesinde var olduğum anda sökülüp bir kenara atılacağıma o ortamda var olmayı tercih etmem.

Çakırdikeni ile zararsız bir otu, mis kokan gülleri ayırt edebilecek zihinlerin varlığı, bu dünyayı refaha ulaştıracak önemli etkenlerdir. Onlardan olmak adına, merak ettiğim, ilk kez duyduğum ya da daha önce hiç bilmediğim konular hakkında okuyarak, araştırma yaparak elimden geleni yapıyorum. Farkına vardığım anda, kendimi bir çakırdikeni olarak bulmayayım diye.

Sadece doğdum, yaşayacağım, öleceğim özetiyle bu dünyada bir yer işgal ettiğimi düşünmüyorum. Gözlerim, kulaklarım, bilincim, aklım, muhakeme yeteneğim, edindiğim doğrularla bir noktada bir yerde bir dokunuşla bu dünyaya bir yön vereceğimin bilincindeyim. Söylediklerim ve söylediklerimle sorumlu olduğum bir gerçekliğin içerisinde önemli bir varlığım. Çakırdikeni olup olmamak benim menfaatlerimin vereceği bir karar olmamalı. Bu varlığıma yapacağım bir saygısızlık ve özgürlük ihlalidir.

İyiliğin kazanma vaktinin geldiğini savunuyorum. Nedir bu iyilik, ben ne yapabilirim ki, yaptıklarım dünyayı mı kurtaracak soruları beni epeydir meşgul ediyordu. Televizyon seyrettim, özellikle haberleri korkarak seyrettiğim çok oldu. Küçük çocuklar, kadınlar, yardım bekleyen hasta, özürlü insanlar.

Benimle aynı felsefeye sahip insanların var olduğunu biliyordum ancak, daha önce hiç bir araya gelmiş ekip ile iç içe olmamıştım. Hani deriz ya; herkes bir şey söylüyor ancak faaliyet yok diye. Ben niyetimi ederek beklemedeydim.

Bundan iki ay önce on tane yazar bir araya getirildik. Getirildik diyorum inanın aynen oldu. En büyük hayali “Okuyarak Çoğalıyoruz” projesini büyük bir heyecanla bir gün faaliyete geçirmek olan değerli yazar Hülya Habbabe bu projesinden Şiir Ceketli adama bahsediyor. Şiir Ceketli Adam’da ortak arkadaşımız Kubilay Tunceli’ye. Sevgili Kubilay da İstanbul Yeditepe Üniversitesi öğrencilerinin uğrak yeri olan nezih mekânı Eftalya Cafe’de bizi bir söyleşiye davet ediyor.

Yağmurlu bir pazar günü İstanbul’da bizlerin bile farkında olmadığımız büyük bir birliğin ve iyiliğin temelleri atılıyor.

O gün orada ben, Hülya Habbabe, Şiir Ceketli Adam, Pia, Murat R. Taşdemir, Burcu Ekin Çakmak, Cemre Kılıç, yayınevi sahibim Ahmet Bilgehan Arıkan, kitabı basılmak için gün sayan Mesut Şahin aynı masaya oturduk. Okuyarak Çoğalıyoruz olarak ilk söyleşimizi gerçekleştirdik ve gördük ki gönüller ve niyetler bir. O gün bir araya gelerek “Okuyarak Çoğalıyoruz” dedik.

Gün geçtikçe aramıza katılan yazarlar, alanında uzman olmuş güzel gönüller eklendi. Sevgili günümüzün çalıkuşu Elif Sena Güçtaş, Değerli Yazarlar Yusuf N. Angıner ve Yasemin Balcı, Grafiker Damla Kıraçlı, Edebiyat Sandığım Dergisinden Sevgili Ogün Peçenek gücümüze güç kattılar.

Her bir yazarın yazar olduğunu ikinci plana attığı, okuma aşkını aşılamak, okuma sevdasının devamını sağlamak için söyleşiler düzenliyor, sesini medyada duyurarak aralarına güzel yürekli insanları dahil ediyor, kitap ulaşmayan en ücra köylere kütüphaneler kurma çalışmalarını devam ettiriyor ve maddi desteğe ihtiyacı olan okullara el uzatarak, elleri tutuyoruz.

Çünkü artık iyiliğin zamanı. Bizler “Okuyarak Çoğalıyoruz” olarak, çakırdikenlerini değil, toprağı baz alıyoruz. Bizler o çakırdikeninin en çok sevdiği bataklıkları kurutmayı hedefledik, çünkü oralarda gül bahçeleri görmek istiyoruz.

Sizlerde o toprağı ekip biçmek isterseniz, ayaklarınıza dikenlerin basmasını değil de, sadece seyrederken bile keyif alacağınız bir gül bahçesinde, dokunuşunuzun olmasını isterseniz, bizlere ulaşabilirsiniz. Bu topraklar hepimiz, gelin üzerinde ne yetişeceğine biz yön verelim.

Bizlere ulaşabileceğiz adresler: #okuyarakçoğalıyoruz ve okuyarak.cogaliyoruz@gmail.com

Unutmayın bir kitapla birçok tebessümün mimarı olursunuz…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları