Annem öpse geçer mi?

Sevmekten kırıldığım günler, gülmekten kırıldığım günlerden daha çok! Sadece hayal kırıklığı olsa neyse, benimki hepten hayat kırıklığı! “Daha kaç kere çarpacaksın” diyorum ona, “orası beni kırdığın yer!..” Yine bir monolog halindeyken yakalıyorum kendimi, kendi kendine konuş dur nereye kadar… Evde olunca sorun değil de sokakta tuhaf oluyor tabi. Aslında neden tuhaf, niye ve kime göre tuhaf? Asıl tuhaflık burada bence! O birileri işte, o bir kesim belirlemiş normal ve a-normalleri. Klişeler!..

Oysa en zor şeydir insanın kendini dinlemesi, anlaması tüm bunlardan önce de tanıması… Neyse işte anormal görünmemek için, kamu yararını da gözeterek tuttum doktora gittim! Beni görünce yüzünü ekşitti. “Buyurun oturun” Gösterdiği yere, koltuğun ucuna iliştim her zamanki gibi, kısa bir sessizlikten sonra düğmeme basılmış gibi konuşmaya ve ona gördüğüm rüyayı anlatmaya koyuldum hemen!

“Annem” dedim, bana çorap örüyordu… ‘‘Ne var bunda” der gibi baktı yüzüme doktor ya da bana öyle geldi,  “yani rüyamda” dedim. “Devam edin” dedi… ‘‘Sen de mi anne” dedim içimden, duydu beni annem, anne ya, anneler her şeyi duyar… “Yok” dedi ayakların üşümesin diye! “Merak etme” dedim “terliksiz gezmiyorum! Anne, terlik atsana bana” iç ses! Doktor iç sesimi duymadı neyse ki…

“Ben” dedim, saksıda çiçek, gözümde insan büyütenlerdenim Doktor Hanım!”

“Dinliyorum, devam edin…”

Sonra bakıyorum ki olmuyor, aman palazlanmış sığamıyor hiçbir yere… Tamam o zaman, zaten bende de yer kalmadı “yeterince büyüdün” gidebilirsin sen de diyorum! Gidiyorlar… Sevgi kaç beden giyer? Nedir sevginin ölçüsü, doksan altmış doksan mı? Fazla sevince esner mi, çeker mi, daralır mı? Solar mı insan?

Gözlüklerinin üstünden bana bakıyor, notlar alıyor… “Evet Dinliyorum!..”

Saksıdaki çiçek öyle mi ya? Değil! Ondan ilginizi kesmediğiniz sürece, yeşerir, renklenir, renklendikçe şımarır, güzelleşir, sizi de mutlu eder! Bu yüzden çiçekleri seviniz! Kedileri de, kuşları da, çocukları da, sevginizle beslenen, sevgisiyle sizi besleyen ne varsa sevin… Çiçekli elbiseler…

Nasıl anlatmışsam artık, ruhum çekilmiş sanki, doktora tavandan bakıyorum. Bana aslında ne kadar hayat dolu bir insan olduğumu anlatıyor, çiçek böcek derken biraz fazla mı abartmışım ne? Sonra işte en sevdiğim kısmına geliyoruz konuşmanın, sürem doluyor! Süremin dolmasıyla yere çakılıyor, normale dönüyorum!

Kapanış cümlesi “Size bir Reçete yazıyorum, alın bunu!” oluyor. Oturduğum yerden kalkıyorum.

Ne dedi, ölünce geçer mi dedi bana? Dedi mi sahi! Yok canım!

Tokalaşıp ayrılıyorum yanından.

Ay sarılsa mıydım acaba canım ya… Bak ya hala “sarılsa mıydım” diyor ‘‘yok sen var ya akıllanmazsın kızım” nasıl kızmışsam kendime, kendi sesime irkiliyorum neyse ki kulaklık takılı da yanımdan geçenler çakmıyor durumu… Biriyle çarpışıyoruz derken biriyle daha… Herkes birbirine ‘‘Ah! tanıyorum sizi bir yalnızlıktan” der gibi bakıyor…

Elimde Reçete, dilimde yine aynı şarkı kalabalığa karışıyorum ben de…

“Sevmekten kim usanıııır… tadına doyuuum olmaaaaz…”

Amaan anneme gitseydim keşke, öpünce geçer!…