Alev Alev Yananların Tarihe Bıraktığı Sıcak…

Tarih 2 Temmuz 2017. Termometreler yurt genelinde 43/47 derecede değişkenlik gösteriyor. Dışarıda yürürken yanıyor insan, zorunlu haller dışında sokakta olmak pek de akıl kârı değil. Son 30 yılın en sıcak günleri diye açıklanıyor hava durumu. Yalan! Kocaman bir yalan! Bundan 24 yıl önce yaşandı asıl kavurucu sıcaklar. Alev alev üstelik, insanı yakan, yanmayanı da zehirli gazlar ile boğan…

Evdeyim, oturdum düşünüyorum. Şu sıcaklığa dayanamazken bizler, 93 Temmuzundaki Sivas’ı düşünüyorum. İçimi yakıyor düşünmenin bile acısı. Kültür etkinliği çerçevesinde bir araya gelmiş insanların ölüme attıkları çığlıkları duyuyorum. Kulaklarım acıyor!

Arşivleri karıştırıyorum biraz. Olayın tahrikçisi diye suçlanan Aziz Nesin’in konuşmasını dinliyorum bir kez daha. Ben tahrik olmadım ya o söylemden, ister istemez düşünüyorum “tahrik” olanların hangi ruh haline büründüklerini… Sonra günümüzün din bilginlerinin veciz sözleri geliyor aklıma. Hani şu bir babanın 9 yaşındaki kızının diz kapağından “tahrik” olabileceği gibi önemli bilimsel veriler içeren söylemler… (kendi çocuğu veya değil mesele 9 yaşındaki bir çocuğun diz kapağı) Vazgeçiyorum 93 Temmuz’un tahrik bilincini aramaktan. Çünkü gözlerimin önündeler, gözlerimizin… Sesleri yankılanıyor her gün evlerimizde… Okullarda, siyasette, orduda, evlerimizde her yerdeler! Dahası onayladığımız en çirkin, en insanlık dışı eylemlerin içindeler. Kapattığımız gözlerimizin önünde capcanlı, dipdiriler! Sesleri tıkadığımız kulaklarımızın içinde, beyinlerimize sesleniyorlar her an! O gün 8 saat boyunca meydanlarda toplanıp “şeriat isteriz” diye bağıran, “yak ulan yak” diyen, alevleri alkış kıyamet içinde büyük bir gurur ile seyreden “Müslüman Türkiye’nin” Müslüman insanları! Ve 8 saat boyunca kurtarmaya gitmeyenler, engellenenler, siyasetçiler…

33 ü aydın,şair, gazeteci, yazar, 2 si otel görevlisi, 2 si de gösterici olmak üzere 37 can… Yazamıyorum işte, “hayatını kaybetti” demek normal bir gidişi anlatıyor sanki. Ötesine de kelime bulamıyorum anlatmaya…

Aziz Nesin kurtulanlar arasında. Asıl tahrikçileri, sessiz kalanları, olayın aslını anlatmaya çalışır. Bu günlerde yaşayacaklarımızı da… Orduyu ele geçirecekler, şeriat Anayasaya aykırı olduğundan gerekirse Anayasayı değiştirecekler der. Uzun uzun yazmayayım burada şimdi, okuyanlar bugün neler yaşadıklarımızı düşünsünler, işte bu yaşadıklarımızın o günden söylenmiş sözleri var dilinde… Merak edenler dönemin canlı tanıklarının ağzından anlatılan o günün belgesellerini izleyebilir. Yüreği dayanırsa… Bir de o güne ait şunları söyler “8 saat bekledik. Tanıdığım, tanımadığım bir yığın aydın var içeride, birlikteyiz. Etrafıma bakıp bu kadar insanı feda edemezler, devlet var, iyi yada kötü, eleştirdiğimiz, beğendiğimiz, devlet var diyorum, bizi mutlaka kurtaracaklar! Yanılmışım!” Ölüme teslim beklerken, alevlerin ve dumanın nefes almalarını zorlaştırdığı, nefes almak için iki büklüm kıvrandıkları otel odasında yanındaki Lütfi Kaleli’ye şunları söyler:
” Lütfi beni şu yatağa yatır da kıvranarak öldü demesinler ardımdan”…

Lütfi Kaleli kurtulanlar arasında… O gün neler yaşandığını öncesini ve sonrasını anlatır. Der ki; ” hiç olmazsa bu belgesellerde biz olayın iç yüzünü anlatalım, insanlar bilsinler, yoksa korkarım yıllar sonrasında oteli Arif Sağ yaktı diyecekler”….

Metin Altıok, Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Nesimi Çimen, Asım Bezirci. gibi bir çok can ne acı ki bu gün aramızda değil. Orada merdivenlerde oturup kurtarılmayı beklerken aralarından biri;
“Birimize bir şey olursa ne yaparız” diye sorar,
“Kalanlar, ölenlerin ardından şiir yazar” der Metin Altıok.

Gülten Akın yazdı o şiirlerden birini;
“Ben bu dünyanın Alevi’si olayım,
Yana yana tükenmediğime göre…”

Gidenlerimizin ardından en sesli çığlığımızdır yazmak! Son 30 yılın en sıcak günleri falan değil bu günler! Biz hala Madımak’ta yanıyoruz…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları