Akşner’in yeni rolü

Lise ve üniversite yıllarında MHP’nin gençlik örgütü Ülkü Ocakları’nın aktif elemanlarından biriydi. Abdullah Çatlı’yla ilişkisi olduğu iddia edildi. 1995’te siyasete atıldığı Doğru Yol Partisi’nde (DYP) Kadın kolları Başkanı oldu. 24 Aralık 1995 seçimlerinde İstanbul Milletvekili seçildi. Refah-Yol Koalisyonu döneminde 3 Kasım 1996’da Susurluk Kazası sonrası istifa eden Mehmet Ağar’ın yerine İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Türkiye’nin ilk kadın İçişleri Bakanı olarak keyfi davranışları ve Ağar’ın uygulamalarını devam ettirmesi ile dikkat çekti. PKK Lideri Abdullah Öcalan için “Ermeni dölü” diyerek Ermeni ve Kürt düşmanlığında sınır tanımadı. 1998’de firardaki suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’ya yapılan operasyon öncesi yerini değiştirmesi için mesaj göndermişti.

Çiller ve ailesine en yakın kişiyken anlaşmazlığa düştü ve 2001’de DYP’den istifa ederek AKP’nin kuruluş sürecinde yer aldı. Erdoğan ve Gül’ü “Milli Görüş çizgisini sürdürüyorlar” diye eleştirerek bir süre sonra soluğu MHP’nin Kızılcahamam kampında aldı. MHP’deki ilk görevi Bahçeli’nin başdanışmanlığı oldu. MHP, 2004 yerel seçimlerinde İstanbul için belediye başkanlığına aday gösterdi. 2007 ve 2011 genel seçimlerinde milletvekili oldu ve MHP’nin TBMM Başkanvekili olarak görev yaptı. Bu görevini sürdürürken 2013’te Kâbe’ye giderek hacı oldu. 7 Haziran 2015 seçiminde MHP’den İstanbul milletvekili olarak yeniden Meclis’e girdi. Koalisyon döneminde adının TBMM Başkanlığı için geçmesi üzerine Bahçeli tarafından aforoz edilerek, TBMM Başkanvekili ve 1 Kasım 2015 erken seçiminde milletvekili olması engellendi. Daha sonra da MHP’de Bahçeli’ye karşı başlayan bileşik muhalefete katıldı.

Devletin ve iktidarın çatlakları üzerinden siyaset yapan solun bazı kesimlerinin de desteğini alan, ulusalcılar tarafından korunup kollanan, henüz partisinin adı ve siyasal programı belli olmayan yeni bir partinin kurucu önderi konumuyla ortaya çıkan Meral Akşener’den söz ediyoruz. Siyasal konjonktürde yeni bir rol üstlenmiş olan Akşener, AKP-Erdoğan iktidarına karşı merkez sağda yeni bir blok oluşturma hedefiyle siyasal arenada boy gösteriyor. Partisini, MHP’den kopanlar ile ANAP, DYP, DP gibi merkez sağ partilerin eski kadroları ve tabanı üzerinde şekillendirmeyi amaçlıyor.

Bazı kesimler tarafından parlatılan ve anketler aracığıyla üçüncü parti konumuna yükseltilmeye çalışılan Akşener ve partisi, AKP’nin önünü kesmek ve yeni bir iktidar alternatif yaratabilmek iddiasıyla ortaya çıkıyor. 28 Şubat’tan sonra dizayn edilen Türk egemen siyaset tarzının standartları ve yaşanan süreçler dikkate alındığında, bu beklentilerin pek mümkün olamayacağı anlaşılıyor. Siyaset bilimcileri de Akşener ve partisinin böyle bir potansiyel taşımadığı konusunda hem fikir görünüyor. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı siyasal ve toplumsal konjonktürde kendisini 4 eğilimin temsilcisi olarak dizayn eden ANAP’tan bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Sorunu seçmen eğilimleri bakımından ele aldığımızda şu vurguyu yapabiliriz: Sağ partilere ve onların iktidarlarına bel bağlamış ve esas olarak onlardan nemalanan sağ muhafazakâr seçmen kitlesi, esas olarak iktidar alternatifi olan partilere oy veriyor.

Zaten düzen partileri devletten, emperyalizmden, sermayeden ve ordudan bağımsız olarak kurulmaz. Kendisini merkez ya da merkez sağ olarak niteleyen böyle parti nihayetinde AKP, MHP, CHP’nin oluşturduğu müesses nizam partileri bloğuna dördüncü ve yeni bir oyuncu olarak katılım sağlamaktan daha öte bir şey olamaz. Şu ana kadar milliyetçi ve mukaddesatçı söylemlerin dışına çıkmayan, siyasal gündemi oluşturan barış, demokrasi, adalet, hak ve özgürlükler hakkında pek bir şey söylemeyen Akşener, geçen hafta yaptığı basın açıklamasında 2019 seçimlerine hazırladıklarını ilan etti. Akşener’in bu tutumu, gerçekte 2019’un dezenformasyon senaryolarına meşruiyet kazandırmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: