“Adalet” İçin Faşizmin Ritmini Boz!

Bugün insanlığın onurunu, değerini koruyan toplumsal sözleşme ile kurulan ne varsa tehdit altındadır. Cumhuriyetin kurucu değerleri olan eşitlik, kardeşlik, özgürlük, barış, sosyal adalet ve laiklik ilkeleri hiç hayat bulmadı, bulmuyor. Üzülerek söylüyorum ama böyle… Bize ve çağımıza dayatılansa sadece şiddet ve barbarlık oldu. Bu şiddet ikliminin “Ritmini Bozmak” zorundayız.

Şiddetin ayak sesleri evlerimizin içine kadar girmiş, savaş çığırtkanlığı sokaklarımızı işgal etmiş, yoksulluk dayatılarak insanların onuru teslim alınmak isteniyor.

Kamusal alan “Toplumsal Özgürlükler” alanıdır. Bu alanda düzenlenen ilişkiler de çağımızı belirleyen, insanın onurunu ve değerini koruyan değerlerdir. Yine bildiğiniz gibi kamusal alandaki ilişkilerin düzenlenmesinde LAİKLİK hiç birimizin asla vazgeçmeyeceği ve taviz vermeyeceği koruyucu ve kurucu bir ilkedir. Onun için kamusal alan asla ve asla hiçbir dinin, ideolojinin ve dünya görüşünün değer yargılarına, simge ve sembollerine göre düzenlenemez. Çünkü bunu yaptığınız zaman bizim de imzaladığımız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin birinci maddesini çiğnemiş olursunuz. Gerçi attığımız uluslar arası sözleşmeleri çiğnemekte üzerimize yok diyebilirim.

Birinci madde ne diyordu: “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.”

İmzacısı ve tarafı olduğumuz evrensel beyannamenin bu maddesine bağlı kalmak zorundayız. Peki, bunun için ne yapıyoruz? Bundan sonra yapacağız? İnsanın onurunu ve değerini koruyan herkese şunu söylemek isterim hepimizin yapacağı çok şeyler var. Hiçbir şey yapamadığımız durumlarda bile “ISLIK ÇALARAK” bize dayatılan tiranlığının ritmini bozabiliriz. Bunun için kısacık ama insanın onurunu ve değerini korumak için büyümeyi reddeden Küçük Oskar’ın hikâyesini anlatacağım.Bunu daha önce yazmıştım ama yinelemekte fayda görüyorum.
GunterGrass’ın “Teneke Trampeti” kitabını okuyanlar bilir. Kitap Almanya’da yaklaşan faşizmin ayak seslerini hisseden, büyümek istemeyerek cüce kalan Oskar’ın hikâyesidir.

Oskar’ın mücadelesi 1920’li yıllarda başlar ve 2. Dünya savaşının sonuna kadar sürer. Küçük Oskar bu süreçte büyümez çünkü “Teneke Trampetine” söz vermiştir ve büyüklerin sahtekârlıklarına ancak bir cüce kalarak dayanacağını sanır. Üç yaşındayken doğum gününde kendisine hediye edilen Teneke Trampeti ile 20.yüzyılın laneti olan faşizmin ritmini bozmak için durmadan çaba sarf eder.

Oskar şuna inanır; 0 büyürse Faşizm de büyüyecek ve kötü huylu ur gibi tüm dünyayı saracaktır. Onun için Oskar ve Trampeti bundan sonra büyüklerin dünyasına karşı savaş açar. Oskar kendi hayal dünyasına aykırı gelen her şeye trampet çalarak karşı çıkar, yaşadığı kentte Nazi etkinliklerine gidip bankların altına saklanarak orada Hitler’in propaganda bakanı olan Joseph Goebbels’in uyguladığı propaganda eşliğinde çalınan marşların ritmini bozar. Böylece Oskar insan kalmayı, büyüklerin dünyasındaki şiddeti, ölümseverliği reddederek cüce kalmayı seçer. Teneke trampeti ile başkaldırmaya devam eder. Çünkü küçük Oskar’ın Tiranlara “evet” demek gibi lüksü yoktur.

20.yüzyılı Hitler’in, Musolli’nin ve Franko’nun Faşizmine heba ettik. Ülkemizi 21.yüzyılda bu ruha teslim ve heba etmeyelim. Hiç olmazsa küçük Oskar gibi yapalım ve tiranlık çizgisinde gittikçe somutlaşan tekçiliğe dur diyelim. Herkese çağrımdır Bu Adalet rüzgarını heba etmeyelim, hemen gidip marketten bir çalgı alalım; düdük, trampet mandolin… Onunla hep birlikte küçük Oskar’ın yaptığını yapalım.

“Toplumsal özgürlükleri” ve laikliği korumak için haydi sen de“Islık çal” diyelim.

Nemrud’a karşı İbrahim, Nazizme karşı Küçük Oskar’ın Trampeti… Bütün bunların içinde Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet çığlığı yürüyüşüne selam olsun. Yürüyenlerin ayağına sağlık.

Şunu da belirtmeliyim ki bu tür eylemler (Adalet Yürüyüşü” gibi hangi parti olursa olsun içlerindeki çıkar guruplarını deşifre ediyor ki bunu Chp de gördük. Umarım kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen ve bulundukları kurumları çıkarları uğruna kullananların aklı başına gelmiştir.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları