12 Eylül’ün Tasfiyesinde İki Önemli Adım

Türkiye, 12 Eylül 1980 tarihindeki darbeyle birlikte, 12 Aralık 1983 tarihinde kadar devam edecek olan Üçüncü Askeri İdare Dönemi’ne girecekti. İlk Askeri İdare Dönemi, 27 Mayıs Darbesi sonrasında, 27 Mayıs 1960 – 19 Kasım 1961arasında, İkinci Askeri İdare Dönemi ise 12 Mart Darbesi sonrasında, 27 Mart 1971 – 25 Ocak 1974 tarihleri arasında yaşanmıştı.

Darbenin ardından –21 Eylül 1980de- Eski Deniz Kuvvetleri komutanlarından Bülent Ulusu Başbakanlığında, görünüşte, sivil bir (44.) hükümet kurulmuş olsa da, tüm yetki ve kararın askerde olduğu yeni bir dönem böylece başlamış oldu.

1983 Vetolu Seçimleri ardından seçimleri kazanan Anavatan Partisi’nin Turgut Özal Başbakanlığında 12 Aralık 1983’de göreve başlayan 45. Hükümet’i ile birlikte Üçüncü Askeri İdare Dönemi sona ererek, 19 Kasım 1991 tarihinde kadar devam edecek olan Üçüncü Merkez Sağ Dönemi de başlamış oldu. ANAP’lı Üçüncü Merkez Sağ Dönemi, Demokrat Parti’nin (1950-60) birinci, Adalet Partisi’nin (1965-1971) ikinci Merkez Sağ dönemleri sonrasındaki üçüncü merkez sağ dalgayı teşkil ediyordu.

Üçüncü Merkez Sağ Dönemi’nin sona ermesi bir anda olmadı: 6 Eylül 1987’de  ve 25 Eylül 1988’de neredeyse ardı ardına düzenlenen Anayasa Değişikliği ReferandumlarıÜçüncü Merkez Sağ Dönemi’nin sona ererek Üçüncü Koalisyonlar Dönemi’nin (20 Kasım 1991 – 29 Haziran 1997) başlamasında önemli birer mihenk taşıydılar.

***

Baştan başlayalım. 12 Eylül Darbesi’nin ilk icraatlarından birisi 19 Eylül’deki Milli Güvenlik Konseyi‘nin 7 Numaralı Tebliği ile siyasî parti faaliyetlerinin yasaklanması, parti bina ve tesislerinin sıkıyönetim ve garnizon komutanlıklarınca emniyet ve kontrol atına alınması kararıydı. Aynı bildiriyle Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay hariç diğer bütün dernek faaliyetleri durdurularak Türkiye derin bir karanlığa sürüklenmişti.

16 Ekim 1981 tarihinde kabul edilen 2533 sayılı Kanun’un, “12 Eylül 1980 tarihine kadar kurulmuş olan ve faaliyetleri Milli Güvenlik Konseyinin 7 Numaralı Bildirisi ile yasaklanmış bulunan bütün Siyasi Parti­ler; tüm merkez, il, ilçe ve diğer şube teşkilatları, kadın ve gençlik kolları, temsilcilik, lokal ve diğer adlarla kurulan her türlü yardımcı kuruluş ve yan organları ile birlikte feshedilmişlerdir.” şeklindeki hükmüyle birlikte  MGK’nın 7 Numaralı Tebliği ile faaliyetleri fiilen “durdurulan” siyasî partiler hukuken “feshedilerek” 1981 Anayasası’na eklenen Geçici 4. Madde ile birlikte 12 Eylül öncesinin kişi ve kurumlarının tamamen tasfiyesi sağlanmış oldu.

Anayasa’ya yerleştirilen Geçici 4. Madde şu şekildeydi:

1) 16 Ekim 1981 tarih ve 2533 sayılı Kanunla feshedilmiş bulunan siyasî partilerden;

       11 Eylül 1980’den sonra gerek tüzelkişiliği, gerek bunların merkez yöneticilerinden veya Parlemento üyelerinden herhangi biri hakkında Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının birinci babında yer alan Devletin şahsiyetine karşı işlenmiş cürümlerden herhangibiri ile ilgili olarak kamu davası açılmış olanlarla, 11 Eylül 1980 tarihinde iktidar partisi ve anamuhalefet partisi durumunda bulunan siyasî partilerin;

       a) 1 Ocak 1980 ve daha sonraki tarihlerde; genel başkan, genel başkan yardımcıları veya vekilleri, genel sekreteri, bunların yardımcıları ve merkez yönetim kurulu veya benzeri organların üyeleri; Anayasanın halkoylaması sonucu kabulü tarihinden başlayarak on yıl süre ile siyasî parti kuramazlar; Anayasa hükümlerine dayalı olarak kurulacak siyasî partilere üye olamazlar, bu partiler tarafından veya bağımsız olarak milletvekili genel ve ara seçimlerinde, mahalli seçimlerde aday gösterilemezler ve aday olamazlar. siyasî partilerle herhangi bir şekilde bağlatı kuramazlar ve siyasî partilerde fahri olarak bile herhangi bir görev alamazlar.

       b) 1 Ocak 1980 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde üye bulunan milletvekilleri ile senatörler, Anayasanın halkoylaması sonucu kabulü tarihinden başlamak üzere beş yıl süre ile siyasî parti kuramazlar, kurulacak siyasî partilerin merkez yönetim kurullarında veya benzeri organlarda görev alamazlar.

       2) 1 Ocak 1980 tarihinde kontenjan senatörü veya Cumhuriyet Senatosunun tabii üyesi olanlar ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin bağımsız üyelerinden; haklarında Türk Ceza Kanununun İkinci kitabının birinci babında yer alan Devletin şahsiyetine karşı işlenmiş cürümlerden herhangi biri ile kamu davası açılmış bulunanlar veya birinci fıkrada nitelendirilen siyasî partilerden birine girmiş olanlar birinci fıkranın (b) bendi hükümlerine tabi olurlar.

 

MGK’nın 7 Numaralı Tebliği ile 1980’in son aylarında başlayan ve Anayasa’nın Geçici 4. Maddesiyle perçinlenen konjonktürde, artık ne eskinin siyasî partileri ne de 70’lerin efsanevi siyasî liderleri vardı: Partiler kapatılmış, eskinin liderleri tasfiye edilmişlerdi. İşte her şey 1987 ile başlayan süreçte değişmeye başlayacak, önce 6 Eylül 1987′deki referandumla eski siyasîlerin yasakları kalkacak ve bir yıl sonraki referandumda ise yerel seçimlerin bir yıl erkene alınması kararı reddedilecekti.

Üçüncü Koalisyonlar Dönemi’nin ilk koalisyon hükümeti (Süleyman Demirel- 49. Hükümet) döneminde 19 Haziran 1992 tarihinde çıkarılacak olan kanunla tarih sayfalarına gömüldüğü düşünülen siyasî partiler yeniden açılabilecek, eski tüzel kişiliklerine kavuşabilecekti. 12 Eylül Darbesi’nin (hiç değilse görünürdeki, buzdağının üzerindeki unsurlarının) tasfiyesi de bu olayların vesilesiyle gerçekleşecekti.

***

  6 Eylül 1987’de düzenlenen referandum, Anayasa’nın Geçici 4. Maddesi’nin kaldırılması ile ilgiliydi. Halk oylamasına 24.436.821 seçmen katıldı. Geçerli 23.347.856 oydan 11.711.461’i Evet (% 50.16), 11.636.395’i Hayır (% 49.84) çıktı. Böylece, Geçici 4. Madde yürürlükten kalktı. Referandumda Evet ve Hayıroyları arasındaki fark sadece 75.066’ydı. Siyasi yasakların kalkmasının ardından Süleyman Demirel 24 Eylül 1987 tarihinde Doğru Yol PartisiAlparslan Türkeş 04 Ekim 1987 tarihinde Milletçi Hareket PartisiNecmettin Erbakan 11 Ekim1987 tarihinde Refah Partisi ve Bülent Ecevit de 7 Mart 1988’de Demokratik Sol Parti genel başkanı seçilerek siyasete döndüler.

Referandum sonuçları, ANAP iktidarının prestijini sarsmıştı. ANAP, bu prestij kaybını yerel seçimleri erkene alarak durdurmak istiyor, seçimleri 13 Kasım 1988’de yapmak istiyordu. Seçimlerin erkene alınıp alınmaması 25 Eylül 1988’deki referandumda oylandı. Sonuç, yine ANAP için bir hüsrandı: Seçmenlerin %65’i (14.921.945) Hayır, %35’i (8.034.933) ise Evet diyerek seçimlerin erkene alınmasına karşı çıkacaktı.

ANAP’ın korkusu boşa değildi. Gerçekten de erkene alınamayan yerel seçimler 26 Mart 1989’da gerçekleştirilecek ve bu seçimler Erdal İnönü’nün Sosyal Demokrat Halkçı Partisive Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi’nin galibiyeti ile sonuçlanacaktı. 1989 Yerel Yönetim Seçimleri, 1991’deki Genel Seçimlerin habercisi gibiydi.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçimler ANAP döneminin, Üçüncü Merkez Sağ Dönemi’nin biterek Üçüncü Koalisyonlar Dönemi’nin başlamasına vesile olacaktı. Seçim sonuçlarına oluşan yeni parlamentoda teşkil edilen DYP-SHP koalisyonları ile Türkiye yepyeni bir döneme merhaba diyecekti. Bu koalisyon döneminde (19 Haziran 1992 ) çıkarılan 16.10.1981 Tarih Ve 2533 Sayılı Siyasi Partilerin Feshine Dair Kanunun Yürürlükten Kaldırılmasına Ve 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile 1980 öncesinin siyasî partileri de yeniden açılabilecekti.

Keyifli Pazarlar

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: